Ramona matta

Ramona mattaRamona mattaRamona matta
  • Home
  • About Me
  • My Novellas
  • Read On Site
    • BAHAR/ A Spring Melody
    • Chapter One
    • Chapter Two
    • Chapter three
  • Bir Bahar Melodisi
    • BİRİNCİ BÖLÜM
    • İKİNCİ BÖLÜM
    • ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
  • Contact
  • More
    • Home
    • About Me
    • My Novellas
    • Read On Site
      • BAHAR/ A Spring Melody
      • Chapter One
      • Chapter Two
      • Chapter three
    • Bir Bahar Melodisi
      • BİRİNCİ BÖLÜM
      • İKİNCİ BÖLÜM
      • ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
    • Contact

Ramona matta

Ramona mattaRamona mattaRamona matta
  • Home
  • About Me
  • My Novellas
  • Read On Site
    • BAHAR/ A Spring Melody
    • Chapter One
    • Chapter Two
    • Chapter three
  • Bir Bahar Melodisi
    • BİRİNCİ BÖLÜM
    • İKİNCİ BÖLÜM
    • ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
  • Contact

İKİNCİ BÖLÜM

VİCDAN AZABI - Kenan

  

Bahar Yılmaz... Onur ve prensipli geç kadın. Kalbimi ilk bakışta aşka sürükleyen ilk ve tek kadındı. Her ne kadar tanışmamız bir tesadüf olsa da, ilk gördüğüm andan itibaren onun içinden geldiği gibi davranan karekterine ve kendini özgür biriymiş gibi tanıtma çabasına kapılmıştım. İlk buluşmamızdan itibaren derin duygularla maceraya doğru sürüklenmişti. Bu da yılın en sempatik kaçak gelini olmasına sebep olmuştu. Onun bir anda karşısına çıktığımda düğününe saatler kala damadı tek etmeye karar vermesi işime yaramıştı. 



Aslında orda olmamalıydım, ama suç ortağım Emir Polat beni arayıp yardıma ihtiyacı olduğunu söylemişti. Bahar’ın babasının peşindeydi bir dava için. Fikret Yılmaz, İstanbul’da ve denizde yaptığı yasa dışı işler için soruşturuluyordu. Düğün günü Emir’in suçlarına kanıt toplaması için en uygun gündü. Tüm ailenin dikkatı düğün telaşıyla dağılmış olacaktı. Eve giriş yolu arayışında Bahar’ın balkonunda saklanıyorken, beklenmedik bir anda yakaladı beni. Orada bulunma nedenimi ve ortağımın kimliğini açığa çıkarmamak için onun isteği üzerine oradan kaçmasına yardımcı olmaktan başka bir seçeneğim yoktu.



Kaçışımızdan kisa bir süre sonra, Bahar’ın otoriteye mahkum kalmış bir kurban olduğunu anladım. Babası herhangi bir adam değildi. Bu dava için onun geçmişini araştırırken bile ne kadar politik ve kontrollu biri olduğunu okudum. Tabi kızını sevmediği bir adamla zorla evlenmeye sürükleyen olaylarda ortadaydı. Garip bir şekilde Yılmaz ailesinin geçmişi benim kini andırıyordu.



Annem Elmas’ın ilk kocası ona şiddet uygularmış. Adı Ömer Korkmaz’dı, profesyonel bir alkolık ve kumarbaz... Annemin sevgi dolu kalbini banka hesabına ulaşabilmek için kullanmış. Bir gün yine kavgaları durdurulmaz bir noktaya gelmişken, kendini kurtarma çabasıyla onun sarhoş bedenini merdivenlerden aşağı doğru iter ve adam ani bir darbeyle hayatını kaybeder. Ömer’in ailesi annemi onu öldürmekle suçlamış ve annem hapse atılmış. Bu süreçte iki yaşındaki kızı Elif’i kendi korumaları altına almışlar.

Bir sene sonra babam, İskender’e bu dava verildi ve dava meşru mudaafa olarak sonuçlandı. Ve babam İskender ile annem bu sürecin akabinde evlenme kararı aldılar. 



Fakat Elif ve Ömer’in ailesi hiçbir yer de bulunamıyordu. Bu da annemi kalbi kırılmış bir halde bıraktı. Genç bir yaşta üvey ablamin varlığını öğrendim  ve bitmiyen geceler boyunca annemin dayanılmaz mutsuzluğuna ve kederine tanık oldum. Bu durum beni Elif’i bulana kadar aramam konusunda kararlılığa sürükledi. Bu karar beni gururla yaptığım işim; detektif olma yoluna sürükleyen en büyük etkendi.



Kaçışımızın gecesinde Bahar ile ben ormanda bulduğumuz bir kulübede saklandık. Yanan sobanın yakınında ki koltukta kıvrılarak uyuyordu, ben tüm gece onu seyrederken. Beyaz gelinliği içinde o kadar güzel duruyordu ki, bir prenses gibi dinleniyordu. Onu gördüğüm ilk andan beri ona karşı birşeyler hissetmiş olsam da durumu kulanmamak için elimden geleni yaptım. Öyle biri olarak yetiştirilmemiştim.

Bahar, korkusuz kişiliğine rağmen uykusunda titriyordu. Belki sonu bilinmeyen geleceğini hayal ediyordu. Belki de ailesiyle yüzleşiceği anı... Bir sonraki sabah maceramız sona ermişti. Bahar’ın eve dönmek gibi bir kararı yoktu. Yollarımız ayrılırken, aklında ki yeni planıyla ona şans diledim. Ve kendi yolumda tek başıma devam ettim.



Diğer tarafta olan ani olaylar nedeniyle Emir, Fikret’in suçlarını kanıtlayacak hiç birşey bulamamıştı. Soruşturması, olmayan düğün yüzünden aksamıştı. Ve bu yüzden görevden uzaklaştırılmıştı. Bu sırada ben üvey ablamın soruşturmasında bulduğum bir ipucunun peşinde şehir dişina çıkmıştım. Her geçen yıl Elif’i bulma umudum azalıyordu. Fakat hiç vazgeçmeyeceğime dair söz vermiştim kendime. Ölmeden önce yaptğım son şey olsa da, onu bulmak zorundaydım.



Beş yıl önce arayışlarım beni İzmir’de özel bir çocuk edinme kurumuna götürdü. Elif yıllarca orda yaşamış. Her ne kadar polis olsam da, onu evlatlık alan aile hakkında hiç bir bilgi vermediler bana. En küçük bilgi bile özeldi ve hiç bir sorum cevaplanmadı. Bu yıl içinde kurum kapatılmıştı ama yönetici asistanı Esma Demir beni hatırlıyordu. Bir şekilde aklında iyi biri olarak kalmışım ve buluşma isteği ile beni aradı.



Korkmaz ailesi Elif’i alıp götürdüklerinden kısa bir süre sonra evlatlık edinilmesi için onu bu kuruma vermişler. Daha iki yaşındaymış o zaman. Kendi çocukları gibi bakacak kadar sevememişler demek ki Elif’. Oraya bırakıldığı ilk gün Esma’nın da orada çalışmaya başladığı ilk günmüş. Bu yüzden yıllar geçse de o günü halen çok iyi hatırlıyormuş. Elif geldiğinde halen çok küçükmüş ve kısa sürede hayatında çok fazla değişilik olmuş. İlk babasını kaybetmiş. Sonra annesi hapse atılmış ve yeni ailesi belirlenmişken, o da kisa bir süre sonra sona ermiş ve kendini yabancıların arasında buluvermiş.



Elif, yetimhanede sekiz yıl boyunca yaşamış, evlatlık edinecek bir ailenin gelmesi umuduyla. Hep yanlızdı ve herşeyi soruşturuyordu. Ailesini özlüyordu, en çok da annesini... Bir gün ordan kaçıp evine döndü. O an hiç beklemediği şey oldu. Babasının ailesi onu kabul etmedi. On yaşında yetim bir çocukla bağlantılarının olmasını istemiyorlardı, damarlarından aynı kan aksa da. Onu geldiği yere geri göndermeden önce tehtit ettiler geri gelmemesi için.



Elif sadece gerçek sevgiye ve korumaya ihtiyacı olan masum bir çocuktu. Ama kaçışı herşeyi daha kötüye sürükledi. Kısa bir süre sonra depresif bir hale kapıldı ve bunu hiçbir zaman atlatamadı. Kimsenin onu sevemeyeceğine, hatta onunla olmak bile istemeyeceğine inandırmıştı kendini. Bu da kendini dış dünyadan uzak tutmasına neden oldu. Kimseye kalbini açamıyordu. Yetimhanenin kapanışı üzerine terapi için onu bir bakım evine devretiler. Fakat kimse nerede olduğunu bilmiyordu. Esma bile... .

Ben şehir dışıdayken ailem Bebek’te ki yeni evimize taşınıyorlardı. Ev, İstanbul’un yargı mahkemesine çok daha yakın bir mesafe de idi. Babamın da benim de hep mahkemede çok işlerimiz oluyordu. Buda kimi zaman annem için çok stresli oluyordu. Kendimi tehlikeye sokacağımdan korkuyordu. Oysa ki yaptığım işin, kaderim olduğunu anlayamıyordu. Polis olmaktan başka bir şey olamazdım.



Yeni bir ipucu peşinde İstanbul’a geri döndüm. Aynı gece ailemin yıllık bağış organizasyonu vardı ve orada onur konukları arasında Bahar’ı buldum. Onu bir daha göreceğimi düşünmesem de onunla yeniden karşılaşmak güzel bir süpriz oldu. Onun her adımını takıp etmekten geri alamadım kendimi. Bu da onun ruhuyla dans edip, sonunda tutkuyla tatlanmış dudaklarını öptüm.



Farketmeden kendimi masum gözlerine bakıp boğulurken buldum, her aldığım nefesle adını sayıklıyordum. Aramzda ki ilişkinin doğuracağı kötü sonuçlara aldırmadan... Onun hayatının ilk aşkı ve bitmeyen tutkusunda kaybetim kendimi. Geçen her saniyeyi sayıyordum. Sanki gerçek olamayacak kadar güzeldi benim için. Mutlu gülümsemeleri kalbime huzur getirdi ve hayatımda ilk kez kendimi güçsüz hissettim. Ama yaşadığım anın tadını çıkarıyordum.



Romantik anımızın ardından Bahar’ın organizasyonda sadece bir davetli olmadığını ve benim yokluğumda ailemin evinde özel bir misafir olarak ağırlandını öğrendim. Her şeyden önce Yılmaz ailesi ve Göçer ailesinin arasndaki arkadaşlık bağı beni iyice işkillendirdi.



Babamın bu güne kadar bu iki aile arasında ki bağdan bahsettiğini hatırlamıyordum. Belki de onlarla doğrudan bir iletişim içinde olmadığı içindi. Bahar’ın rahtmeli babaannesi başka bir şehirde yaşıyordu ve zengin amcası ise İstanbul’a hiç yakın değildi. Babamın belki de Fikret’in yaptığı işlerle alakalı olan bu soruşturmadan hiç haberi yoktu ve söylemek de benim elimde değildi. Çünkü bu Emir’in davasıydı.



Bahar asil hayatından uzaklaşıp kendine özgür bir hayat yaşamayı şeçtiği gün onun için her şey değişti. Malesef inatla ve aniden yaptığı tercihler onun annesiyle ayrı kalmalarına sebep olmuştu. İstanbul’da bilindik ve önemli bir avukat olan babam, Bahar ile tanışıp hikayesini öğrenince onu direk koruması altına almış. Onun annesine yeniden kavuşabilmesi için tüm yasal haklarını savunucağına söz vermişti.

Bahar’ın hayatıma girmesiyle bana yeni bir engel konmuştu. 



Her sabah onun hayatımda parlayan güneşiyle uyandiğim ve ay ışığının gögesinde huzurla uyukuya daldığım için dünyanın en şanslı adamıydım. Bulması zor değerli bir taştı. Ama onun nazık kişiliğini açığa çıkarmış olsam da halen bana çok uzaktaydı. Kısa bir sure sonra bana karşı aynı duyguları beslediğini hissettiğimde ona aşık olduğumu anladım.



Her geçen gün bizim için yeni bir cenetti. Karşı koymadan ruhlarımız birbirlerine bağlanıyordu. Tanışmamızın ilk gününden beri her geçen gün, Bahar daha güzel ve daha güçlü bir kadın oluyordu. Öğretim kariyeri her geçen gün renkli bir sonrabahar gibi çiçekleniyordu. Çalan müzik notaları ve mutlu ritimlerle akıp gidiyordu. Kendi ayakları üstünde durup, gerçek dünya da geçmişini düşünmeden yaşama konusunda ki azmi, onun gerçekten ne kadar korkusuz ve güçlü biri olduğunu gösteriyordu. Mutlu bir hayat yaşamak için var olan hırsı, benim bağlanma konusundaki korkularımı yok etti.



O sıralar hayat çok mükemmeldi. Fazla mükemmel... O anda beklenmedik bir şey oldu. Fikret Yılmaz, uyuşturucu, silah kaçakçılığı ve dolandırıcılıkla suçlanarak tutuklanmıştı. Çok dikkatli planlanan operasyon haftalar boyunca haberlerde gösterildi. Ona karşı bulunan kanıtlar bir kurşun kadar ölümcüldü. İstanbul’un en iyi avukatı bile onun cezasını düşürmekte başarılı olamadı. Bahar’ın annesi hiç rahat kalamadı. Haber kanalları ve magazin programları bile onun sürekli peşindeydi. Kocası müebbet cezasına mahkum edildi. Tüm varliklarına da devlet el koymuştu.



Bahar bunların hepsini inkar ettiği bir dönemden geçiyordu. Söylenen herşeye inanmayı redediyordu. Fikret her ne kadar zor biri olsa da, onun babasıydı. Her ne kadar babasını anlattığında benim babamı antattığım kadar içten konuşmasa da, kan bağları vardı. İyi bir haber, annesiyle üç ay ayrı kalmanın ardından birbirlerine kavuştular. Bu zor dönemi aşmak için her şeyden çok birbirlerine ihtiyaçları vardı.



Her şey yeterince zor değilmiş gibi tüm davaların ortasında, Bahar’ın eski nişanlısı Orhan Mizra yeniden ortaya çıktı. Yılmaz ailesine yardım etmek yerine bu durumu kendi yararına kullandı ve Bahar’ı yeniden elde etmeye çalıştı. Bahar tabiki de bunu kabul etmedi. Onu hiçbir zaman istememişti. Ne olmuştu da onun şimdi farklı düşünüceğini sanmıştı? Belli ki kendi hayal dünyasına hapsolmuştu. Belki de iki kadının Fikret’in yokluğunda zayıf bir durumda kalacaklarını düşünmüştü, ama yanılıyordu. Ben ve ailem ikisinin de davalarıyla uğraşırken, onlara hiç bir zarar gelmemesi için elimizden geleni yapıyorduk.



Orhan’ın çabaları bitmedi. Bahar’ın gölgesini gece gündüz takip etti. Çocukluğundan beri sevdiği kadın tarafından birden fazla kez reddedilince, onu düğün günlerinde tek ettiği için ve beni sevmeyi seçtiği için intikam almak istiyordu. İntikam yolunda da benimle karşılaştı. Peşimden geldi ve beni öldüreceğini söyledi. Ona karşı bir tepki vermem için gözümü korkutmaya çalışıyordu.



İlk başka çok tehlikeli biri gibi gelmedi gözüme. Bu yüzden çocukça davranışlarını aldırmamaya çalıştım, ta ki sahoş olup arabamı yakana kadar. Bahar hakkında ahlaksızca şeyler söyleyerek beni tahrik ediyordu. İşte o zaman sabrım taştı ve şiddeli yumruklarla birbirimize girdik. Kısa bir süre sonra Orhan’ın davranışları, onun bir sure için hapse atılmasıyla sonuçlandı. Hepimiz sonunda az da olsa biraz rahatlayabilmiştik.

Fikret’in hapse atılmasından iki hafta sonra Bahar’ın amcası Hakan, Paris’ten temelli İstanbul’a dönmüştü. Babamla her ne kadar yıllardır uzakta yaşasalarda sıkı bir ilişkileri vardı. İlk görüşte, asil bir adamdı, farklı görüşleri ve sözleri vardı. Çok zengindi. Parasıyla dünyanın bir çok yerinde yatırımlar yapmış. Dönüşünün asıl amacı; olan herş eyden sonra ailesini abisinden korumaktı. Bu yüzden onlarda beraber yaşamaya başladı.



Bahar’ın Hakan’ın evine taşınması aramızda hiçbir şeyi değiştirmedi. Hatta tam tersini yaptı. İkimiz de zorla birbirimizi özlemeyi öğrendik. Bu da ayrı yaşamaya dayanamadığımızı gösterdi bize. Bu yüzden ben de ilişkimizin tüm saçılan uçlarını bir teklifle bağlamaya karar verdim. Birbirimiz için yaratılmıştık, nokta.



21 Mart ilbaharın başlangiç günüydü ve Bahar’ın doğum günü. Gün batımında, bebek sahilinde müstakbel eşimle buluşmak için yola koyuldum. Tam da, bir çift olarak oturduğumuz ilk yere. Yavaşça kalabalık sokaklardan bana doğru koşuşunu seyrerttim. Kalbi atıyor, sonsuz mutluluğumuzun peşinden koşuyordu. İsli duran gökyüzünde şimşekler çakmaya başladı. Açık denizin üstüne ağır yağmurlarını bırakacağına dair tehtit ediyordu. Ben olduğum yerde durup izlerken, altın renginde ki güneş, kızgın denizin katlanan dalgalarının arkasından battı.



İkimizde yaşadıklarımız ardından sonunda gerçek bir an yaşıyorduk ve birbirimize kavuşma macerasının sonuna gelmiş olmak yerini, biz yeni bir hayata başlamak için hazırdık. Hayatımız mutluluk dolu satırlarla yazılmış bir kitaptı ve başladığımız bu yolculukta bir sonra ki adımız birbirimize bağlılıktı. Her ne kadar ikimizin kaderi avucumuza yazılmış bize özel bir sır olsa da, zamanı gelince açığa çıkmak için bekliyordu. En değerli gücümüz bu sırdı. 



‘‘Kenan!’’ çaresizlik içinde seslendi nefes almakta zorlanırken. Gözlerinden huzun gözyaşları akıyordu mutluluk yerine.



‘‘Bahar, Noldu?’’



‘‘Gitti Kenan… sonsuza kadar gitti.’’ Aklından geçenleri söylemeye çalışırken her nefesinde sesi titriyor, gözlerinden akan yaşlar durmuyordu.



‘‘Kim hakkında konuşuyorsun Bahar?’’ Ne düşünüceğimi bilmeden korkuyla sordum.



‘‘Melek! O öldü Kenan. Melek kollarımda öldü!’’ Zayıf duygularını saklamaz bir halde, durdurulmaz bir şekilde ağlıyordu. Onu rahatlatmak için kırılmış ruhunu kollarımla sardım. Melek, Bahar’ın Göçer Derneği’nde tanıştığı genç bir yetim kızdı. Onu çok seviyordu. Aralarında özel bir bağ vardı.



‘‘Ne zaman? Nasıl?’’



‘‘Buraya gelmek üzere dernekten çıktım. Her şey o kadar çabuk oldu ki. Bi araba ona hızla çarpıp, durmadan devam etti.’’



‘‘Çok üzgünüm Bahar.’’ Onu kalbime doğru çektim, şaçlarının kokusunu içime çekerek. O da içinde ki tüm kederi ağlayarak dışarıya attı. ‘‘Onu ne kadar çok sevdiğini biliyorum.’’



‘‘O beni daha çok seviyordu. Beni hiç olmayan ablası gibi seviyordu. Onun tek ailesiydim.’’



‘‘Biliyorum.’’



‘‘Ona seninle mutlu olucağıma söz verdim. Ölmeden önce benden son isteğiydi bu. Onun için şu an buradayım.’’ Bir anda tabiat ananın deli fırtınası gelişini bildirdi, üstümüze yağdırdığı yağmurlar ve her yöne dalgalanan rüzgarlarıyla. Sanki evren bizimle beraber acı kaybımız için kederleniyordu.



‘‘İyiki buradasin Bahar.’’ Bir yandan kendimi rahatlamış hissettim. ‘‘Sensiz yaşıyamam. Bir saniye bile. Her sabah doğan güneşimsin, her gecemin ayı, ve özgürlüğümün her nefesi.’’



‘‘Seni çok seviyorum Kenan.’’



‘‘Ben seni daha çok seviyorum, sevgilim.’’ Alnından öptüm. ‘‘Benimle evlen, Bahar. Karım ol, tutkum ve onurum...’’



‘‘Evet, Kenan. Seninle evlenirim…’’ Gülümsedi, artık gözyaşları mutluluktan akarken dudaklarımız yapıştı, yanan aşkımızın hayat boyu bağlılığını kutlarcasına. Hayat sevdiklerimizden ayrı kalmak için fazla kısa. Melek’in ölümünden öğrendiğim önemli bir ders oldu bu.



O anda nişanımızı kutlamak için Paris’e gitmeye karar verdik. Olanlardan sonra her şeyden uzaklaşmak istiyoduk. O gece uçağımızdan yarım saat önce Bahar ile havalimanın da uçağimizi bekliyorduk. Uçağın kapısında ki salonda metal bir banka oturdum. Bahar başını göğsüme yaslamış dinleniyordu. Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi gelen gecelerin hayalini kuruyorduk. O sirada Bahar’ın gözlerinde sözlerinin mutluluğunu görebiliyordum.



‘‘Gerçekten nişanlandık mı Kenan?’’ diye sordu mutlulukla. Heycandan gözleri parlıyordu.



‘‘Evet Bahar. Evleneceğiz.’’ Saçlarını okşarken ona güven verdim. Vücudunu kaldırıp bana döndü.



‘‘Hayatım boyunca bu günü bekledim. Hayalimdeki adama ‘evet’ demek, sanki bu bile bir hayal.’’



‘‘Bende. Sana nasıl evlenme teklifi edeceğimi o kadar çok düşünmüştüm ki. Ama gerçek hayalimdekinden çok daha güzeldi.’’ Kalbime doğru çektim onu, hiç birakmak istemiyordum. Tam o sırada bir silah sesi duyduldu ve tüm hayalimanı telaş içinde kaçışmaya başladı. Kafamı kaldırdığımda Bahar kollarımda ve ellerim kan içindeydi. Bir anda dengesini kaybedip yere yığıldı.



‘‘Bahar!.’’ Korku içinde dondum. ‘‘ Bahar? Bahar? Beni duyabiliyormusun?’’ Yüzüne dokundum onu uyandırma çabasıyla ama vücudu hızla ısı kaybediyordu. Polis ve güvenlik görevlileri olay yerine hemen gelip etrafımızı sardılar, diğer yolcular korkuyla koltukların arkalarına saklanmışlardı.



‘‘Ambulans çağırın hemen! Nişanlım vuruldu! Biri yardım etsin!’’ Bağırdım. Bir yandan onu kollarıma alıp en yakın çıkıştan dışarı koşmamak için kendimi zor tutuyordum. Malesef hiçbir yere gidecek durumda değildim.



‘‘Havalimanı kapatılmıştır’ ‘diye anons edildi. O sırada bir güvenlik görevlisi Bahar’ın nabzını ölçüyordu.



‘‘Bahar… Bahar… benimle kal. Birazdan her şey geçecek. Söz veriyorum.’’ Kulağına fısıldadım, hayatımın aşkının bir sonbahar yaprağı gibi solduğunu izlerken.



Bir süre sonra ambulansla en yakın hastaneye götürüldük. Bahar’ın ve benim ailem çoktan varmış heycanla bizi bekliyorlardı. Kurşun Bahar’ı belinden böbreklerine yakın bir yere isabet etmiş. Çok kötü durumdaydı ve ameliyat beklenildiğinden çok daha uzun sürdü. Komplikasyonlar oldu ve kana ihtiyacı vardı. Ben ise o sırada tek başıma koridorda dolanıyor, olan herşeyi sorguluyordum.



Orhan hapisteydi. Bunu yapan o olamazdı. İki hafta önce bir çeteyi banka soygunundan dolayı tutuklamıştım. Ama çetenin başındaki adam hiçbir yerde bulunamamıştı. Belki o peşimdeydi ve yanlışlıkla benim yerime Bahar’ı vurmuştu. Tüm olasılıkları düşündükçe hayatımın düşündüğümden çok daha fazla tehlike dolu olduğunu farkettim.



Sonunda doktorlardan iyi haber almıştık. Bahar hastane odasında dinleniyordu ve beni görmek istemişti. Odaya girmeden önce koridorda sessizce durup, bir sonra ki adımmn ne olacağına karar vermeye çaliştim. O an elimi cebime attığımda, Bahar’a nişan hediyesi olarak Paris’te vereceğim babaannemin yüzüğünü buldum.

Bahar, beyaz bir battaniye altına kıvrılmış dinleniyordu. Yüzü soluktu. Serumdan damla damla akan ağrı kesici kollarına gidiyordu. Başka kablolarsa göğsüne bağlanmış kabinin atışlarını ölçüyordu. Yavaşça ona doğru yürüdüm ve baş ucunun yanına bir sandalye çektim. Elini tutup öpmek için uzandim. Tam o sırada gözlerini açıp beni onun üzerine eğilmiş bir halde izlerken buldu. Gözlerimin içine bakarak gülümsedi. Hayatımda ilk kez çok korkmuştum. Onu kaybetmenin düşüncesi bile beni delirtiyordu.



‘‘Kenan…’’ Sesi zayıftı.



‘‘Buradayım Bahar.’’ İkinci bir defa elini öptüm. O sırada göz yaşlarım bir anda toplandılar. Onu hiç bu kadar güçsüz görmemiştim. Bunu kabul edemiyordum.



‘‘Saat kaç?’’ diye sordu.



‘‘Neredeyse gece yarısı. Neden?’’



‘‘Paris’e uçağımızı kaçrdık.’’ Acıyla gülümsedi içinde bir umutla.



‘‘Bahar..’’ Ruhsuz bir nefes verdim, sözlerim boğazımda kaldı.



‘‘Kenan… ben iyim…’’ yumuşak bir sesle konuştu, gözünden bir damla yaş akarken. 



‘‘Lütfen üzülme. Biz beraber olduğumuz sürece her şey güzel olacak.’’ Olan her şeye rağmen halen umutluydu. O sırada gözyaşlarım dökülmeye başladi ilk kez.



‘‘Çok korktum… Seni kaybettim sandım.’’



‘‘Ama kaybetimedin… yakında o kapıdan beraber çıkıp kaldığımız yerden devam edeceğiz. Söz veriyorum.’’ Bize gerçekten inanıyordu. Benim gibi her şeyden vazgeçmeye hazır değildi. Katılmadığımı belirten bir şekilde kafamı salladım. Bacaklarım titriyordu.



‘‘Kenan? Noldu?’’ Gözlerine baktıkça tanıyıp sevdiğim korkusuz Bahar’ı gördüm. Ama benim onun kadar cesaretim yoktu. En azından o gece.



‘‘Seninle o kapıdan dışarı beraber yürüyeceğime söz veremem.’’



‘‘Ne diyorsun Kenan?’’



‘‘Benim yüzümden az kalsın ölecektin Bahar. Seni koruyamadım ve sen benim için bu dünyada ki en değeri kişisin.’’



‘‘Hayır... olanlar için kendini suçlama. Lütfen yapma.’’



‘‘Evet. Suçlanması gereken insan benim. Senin hayatını yine tehlikeye atamam Bahar. Bu gece ki gibi , kollarımda ölmeni izleyemem.’’ Elimi ellerinden çektim. O hala tutunmaya çalışıyordu.



‘‘Kenan gitme… beni bırakma.’’ Büyük bir acı ile ağladı. ‘‘Lütfen… lütfen gitme.’’



‘‘Özür dilerim Bahar… Gitmeliyim.’’



‘‘Hayır’’



‘‘Benimle beraber olup hayatını kaybetmektense bensiz yaşamanı tercih ederim.’’



‘‘Hayır. Gitme… Kenan, gitme!’’ Haykırdı. Sonunda elini bırakma cesaretini buldum ve arkama bile bakmadan kapıdan çıktım.



Bir anda kendimi nefes nefese ter içinde buldum. Olanların geçekliği çok acı vericiydi. Kaybolmuş bir tutkunun acı gerçeği hayatımın yolunu değiştirmişti.

İşimin ve silahımın verdiği cesaretlerin ardında çaresizdim. Kaderimden uzak bir yol da yürümeyi seçtim. Bahar’ı sevmediğim için değil, onu her şeyden daha çok sevdiğim için. Onu daha acı verici bir şekilde kaybetmekten korkuyordum. Amacımı anlamayacak bir durumda olsa da benden nefret etmek için her hakkı vardı. Bu hakkı ona ben vermiştim.



O günden sonra, yolu olmayan kayıp bir adamdım. Bana umut verip devam etmeme sebep olan tek şey, rüyalarımda hiç susmayan Bahar’ın sesiydi. Hayal dünyam da kimse bizi ayıramazdı. Her ne kadar suçlu vicdanımın yolu kolay olmasa da, her şeyi reddetmek tüm gerçekler arasında en büyük suçtu. Her ne kadar kabul etmesem de onun hayatından bana en çok ihtiyacı olduğu anda çıktım. Ayrılığımızın birinci yıl dönümünde ondan özürdilemek yerine, kendimi bahanelerle boğdum.

Ona karşı hiç bitmeyecek olan sevgimi saklamaya çalişmak zordu ama en zoru onları içime gömmeye çalişmaktı. Kalbimi, hayatımı hiç bir boşluğa takılmadan devam etmeye zorluyordum. Bahar, hayatın solmuş fotorafı içinde, ama o ne olursa olsun koruyacağıma söz verdiğim gizli bir sanattı. Hissettiğim hiçbir şeyin önemi yoktu artık, önemli olan onun yaptıklarıydı. 


 

Çeviren: Maria Merve Amasyalı


Copyright © 2026  All Rights Reserved.

Powered by

This website uses cookies.

We use cookies to analyze website traffic and optimize your website experience. By accepting our use of cookies, your data will be aggregated with all other user data.

Accept