Bahar ile yeniden yüz yüze gelmeden önce kendimi hazırlamak için altı ayım olmuş olsa da, bu duruma hiç bir şekilde hazır değildim. Yılmaz Otelin açılışında onu gördüğümde gerçekler yüzüme çarpmıştı. Buda ben de öncesinden daha fazla bir utanç hissi uyandırmıştı. Arkasını dönüp bana baktığında, teni kar kadar kusursuzdu ve kahverengi saçları omuzları üstünde dans ediyordu. Beni gördüğü anda yüzündeki masum gülümseme yok oldu. Aramızda olanlardan sonra benim nedenlerim onun için yeterli değildi. Gerçek aşkı ve sonsuz sadakati hak ediyordu. Benim ona teklif ettiğimden çok daha fazlasını... Olan her şey için kendimden başka suçlanacak kimse yoktu…
Düşündüğümden daha erken ayrıldım kutlamadan. Ve İstanbul boğazında yürüyüşe çıktım. Ardından iş arkadaşım Emir ile paylaştığım boş evime geri döndüm. Emir şansıma o gece çalışıyordu. Şehrin en çok aranan suçlularını yakalama peşinde… İçimde ki yükü atmak umuduyla, kendimi sert kanepenin üzerine attım. O sırada masanın üstünde bir şişe viski farkettim. Beni çağırıyordu. Buzsuz bir bardak viski koydum. Bardağa bir müddet bakındıktan sonra hepsini bir yudumda içtim.
Saatin gece yarısına yaklaşmasını izlerken, elimi cebime attığımda kaybolan telefonumu buldum. Geçmişten bir parça bulmuştum. Gözlerimi kırpmadan anılarla dolu küçük kutuyu açtım. İçinde parlayan, tek taşlı, ailemin yıllardır birbirine bağlılığını simgeliyen nişan yüzüğü... Beni hiç unutmadığım geçmişimden bir ana götürdü.
Bir süre sonra halen derin bir uykuda karanlık gerçeğimin üstesinden gelmeye çalışıyorken, Emir eve döndü ve kapalı perdelerin ardında parlayan güneşi açığa çıkardı. Gözlerim dün gece kendimi zehirleme pahasına fazlasıyla içtiğim viskinin etkisiyle uykuluydu. Kendime geldiğimde çoktan öğlen olmuştu.
Hızlı soğuk bir duş bedenimi ve aklımı ferahlattı. O sırada telefonuma gelen garip bir mesaj huzurumu bozdu. Hakan’dan gelen bir not… Antalya’ya giden bir sonraki uçağa acilen binmemi söylüyordu. Emir’de davamızla ilgili önemli bir gelişme için ülkenin diğer tarafına gitmesi gerekmekteydi. Çabucak havalanına gittik ve son dakika bir uçağa yetiştim. Bir saat sonra uçak inmişti Antalya’ya. Karaman’ların yazlık evlerinin bulunduğu adaya doğru yol aldım.
Vardığımda beni ilk Selim karşıladı. O sırada Bahar ve bir arkadaşı bir tasarım fikri hakkında konuşuyorlardı. Birbirimizle selamlaşmanın ardından yanlarından ayrılıp Hakan’ın yanına gittim. Ne olmuştu da benim oraya bu kadar çabuk gitmem gerekmişti bilmem gerekiyordu. Onu mutlu bir halde bulmak yerine hastalıktan çökmüş, yatakta dinlenir bir halde buldum.
‘Merhaba... özürdilerim rahatsız ettim.’ Leyla hanım Hakan’ın boş yemek tabaklarıyla odadan çıkarken girmiştim. ‘Kendinizi nasl hissediyorsunuz Hakan bey?’
‘‘İyiyim. Geldiğin için teşekkürler Kenan. Lütfen gir içeri.’’
‘‘Mesajınızı aldığım anda çıktım yola. Sorun nedir?’’ yatağın karşısındaki sandalyeye oturdum. O sırada koruması yanlız kalabilmemiz için kapıyı kapattı.
‘‘Şuna bir bak.’’ Telefonunu uzattı bana, kaydettiği kuşku dolu bir mesajı göstermek için. Bahar’ın o gün bir vapura binerken çekilmiş bir fotoğrafıydı. ‘‘Bu içimde çok kötü bir his uyandırdı. Biri orda Bahar’ın her adımını takip ediyor. Neden?’’
‘‘Ne diyeceğimi bilemiyorum. Sizin kadar şaşkınım Hakan bey. Belki biri size bir mesaj yollamaya çalışıyor. Bilmiyorum.’’
‘‘Saklayacak bir şeyim yok Kenan, ne de peşimden gelen düşmanım... Yoksa...’’
‘‘Yoksa ne?’’ Bir an başka tarafa baktı, ne söyleyeceğini düşünüyordu.
‘‘Belki de biri kardeşim Fikret’in peşinde ve şimdi hapishanede olduğu için kızının peşine düştüler.’’
‘‘Bu bir ihtimal, ama umarım gerçek bu değildir. Her neyse, telefon numarasının kime ağit olduğunu bulurum, ama nedense içimden bir ses bir cevap bulamayacağımızı söylüyor. Bu mesajı kim attıysa, izlerini temizleyecek kadar zeki biridir.!’’
‘‘Bunu bir tehtit olarak görüyorum Kenan. Belki Bahar’ı Paris’e geri göndermeliyim.’’ Endişelerini dile getirdi ve açıkcası bende endişeliydim. Bir yıl önce Bahar’ı işimin tehlikesinden korumak için hayatından çıkmıştım, şimdi ise herşey tersine dönmüştü.
‘‘Olan tehlikeyi göz önünde tutarsak, Bahar’ın burada gözünün önünde olması daha iyi olacaktı’’
‘‘Peki. Sana ve iç güdülerine güveniyorum. Ne yapmamız gerekiyor?’’
‘‘Korumaların Bahar’ı yakından takip etsin. Şu an senin için çalıştığım için, ona farkettirmeden ben de onu korumak için elimden geleni yaparım. Bir şekilde aynı dünyada var olmayı öğreniriz.’’
‘‘İyi bir başlangıç bu.’’
‘‘Bu sırada ben hala Melek’i vurup kaçan arabanın peşindeyim. Emir’den bir telefon bekliyorum. En son bulduğu ip ucunun peşinden Konya’ya gitti. Bende onunla beraber gidecektim siz beni aramadan önce.’’
‘‘Seni işlerinden uzaklaştırmak istememiştim” Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu biliyorsun. Ama, şu an içinde bulunduğumuz durum çok daha komplike’’
‘‘Evet, biliyorum’’
‘‘Güzel... Bu geceyi burada geçirmeni istiyorum. Belki yeni bir gelişme olur’’
‘‘Teşekkürler Kenan…’’ Kafasını salladı ve yeniden telefonunda ki fotoğrafa baktı. O sırada kapıyı çalan biri özel görüşmemizi böldü. Selim, hastanın durumunu kontrol etmek için gelmişti.
‘‘Bana ihtiyacın olursa dışarıdayım.’’ Bir anda odadan çıktım. Elimde biraz boş vakit varken, belki içeriye girmiş davetsiz bir misafirin olması kuşkusuyla evin etrafını dolandım. Ama kimse yoktu. Her şey normal gözüküyordu. Bu da şimdilik iyi birşeydi.
Bir gece beni kahkaha ve espirilerle dolu bir gece için yeniden Selim ve onun güzel bayan arkaşlarının yanına götürdü. Selim ile, Bahar İstanbul’a dönmeden bir kaç ay önce tanışmıştım. Fahat vakit geçireceğimiz pek zaman olmamıştı. Meşkul adamlardık ikimizde. O işinde başarılıydı ve Hakan’da onu sevmiş gibiydi.
Selim’in arkadaşlığı ve Bahar’a yakınlığı beni tedirgin ediyordu. Belki de doğam bunu gerektiriyordu. Sürekli insanların amacını ve davranışlarını soruşturmaya alışmıştım. Ama o ana kadar şüphe duymam için hiç bir neden olmamıştı. Sadece kıskanmıştım.
Selim’in eski iş arkadaşı Nuran Öztürk ile ilk kez tanışıyordum. Biraz tahrik edici ve sıcak kanlı bir kişiliği vardı. O da bununla gurur duyuyordu. Benimle flört etmesini de farketmemek zordu. İkimiz de bekardık. Konuşurken kendini şakalarıma sesli bir şekilde gülmekten geri çekemiyordu. Bu tavırları karşısında Bahar’ın sinir olmuş bakışları çok belliydi.
Bahar, Nuran’ın yaptığı tasarımlarla dolu bir dergiye bakıyordu. O sırada Bahar döndü. Yüzünde ki endişe dolu bakışı önceden görmüştüm. İçimden biraz güldüm. Selim’in hayatına kapılarak benim eğlendiğimi görmezden gelmeye çalışıyordu. Gece çok uzun sürmeden uykuların bastırmasıyla sona erdi ve herkesin yolları ayrıldı.
Ben, hala Hakan’a gelen mesajı düşünüyordum. Her ne kadar evin dört bir yanı korumalarla çevrili olsa da içim rahat değildi. Bahar’ın güvencesi benim için her şeyden daha önemliydi. Bir yıl önce onu vuran kişi hala bulunamamıştı ama ben hala bu dava üstünde çalışyordum. Onu bulup ikimiz için sebep olduğu tüm acıları ödettireceğime kararlıydım. Aramızda ki ayrılığın sebebi oydu ve onu hiç affetmeyecektim.
Misafir odamın balkonunda dolanırken, etrafta dolanan bir gölge farkettim. Adımlar odamın kapısının önünde durduğunda yüksek perdelerin arkasına sakladım. Kapı yavaşça açıldı ve ışıklar açıldı. Karşımda Bahar’ı buldum o an.
Her ne kadar onun herhangi birşeyi veya herşeyi konuşmak için gelmiş olması umudundayken, o benim Antalya’ya neden geldiğimi öğrenmek için cevaplar peşindeydi. Beni amcası Hakan ile çalışmaya sürükleyen olaylar onu ilgilendirse de bu detayları ona açıklayacak bir durumda değildim. Olanları ona söylemek benim elimde değildi, amcasının elindeydi.
Ona karşı olan bir tehtitden dolayı kendini kollaması gerektiğini söylemek herşeyi daha fazla karıştıracaktı. Onu korkutmak istemiyordum. Yeterince acı çekmişti ve üstüne benim neden olduğum piskolojik travmaları vardı. Bahar’ı tanıdığım için onun sır ve belirsizlikleri sevmediğini biliyordum.
Yanlız kaldığımız ve bakışlarımızın ateşlendiği an Nuran’ın gelmesiyle bölündük. Bahar bir anda bem beyaz oldu ve tuvalete doğru koştu saklanmak için. Kapıyı açtım. Nuran elleri boş gelmemişti. İçki masasında unuttuğum güneş gözlüklerimi getirmişti. Onu çekici bulmadığımı söylesem, yalan söylüyor olurdum. Fiziki, erotik bir sanatla yontulmuş olsa da çok daha yüzeysel bir kişiliği vardı.
Açıkcası ben böyle özellikleri çekici bulmuyorum. Bahar’ın gururu ve kendine olan güveni bizim aramızda ki çekiciliğin ana bağlarıydı. İçten gelen güzelliği deli duygularımı ele geçiriyordu. Tutku dolu bir volkanın altına saklanmış, her an ölümcül ateşiyle nefes almaya hazırdı. Bahar’a olan ilgimin kıvılcımı buydu ve dünyada başka hiç birşeye değişmezdim onu.
Bahar’ın beni yeniden görme konusundaki arzusunu ve olan olayları göz önünde bulundurarak, kendimi Bahar’ı vuran kişiyi bulma çabalarına verdim. Nuran’ın bana olan ilgisi ben de endişe dolu sorular yarattı. Daha yeni tanışmıştık. Birbirimizin kişiliğini çözmemiz için yeterince vaktimiz olmamıştı, ama bir yandan onun gizemini çözebilmek için ona kuşkusuz yaklaşmam gerekiyordu.
Kısa bir süre sonra, Bahar tuvaletten çıktı ve beni Nuran’dan uzak durmam için uyardı. Davranışları beklenmedikti. Zaten bir çok kadını anlamakta güçlük çekiyordum, en çokta onu. Karekteri komplike bir yapbozdan daha fazlaydı. Bir şey söylerdi, bir dakika sonra tam tersini yapardı. Duygu değişimlerini aldırmadan, ona her zaman kinden çok aşıktım. Orada onunla beraber olup ona dokunamamak veya saçını okşayamamak benim en büyük cezamdı.
Evden çıkıp kendimi sokaklara attığımda sabah olmak üzereydi. Ada sessizdi. Benim için fazla sessiz, Istanbul’un kalabalık sokaklarına alşmıştım ben. Kendimi tatildeymiş gibi hissediyordum, ama aklım yedi yirmidört çalışıyordu. O sırada, en son öğrendiği bilgileri bana iletmek için Emir aradı. Söylediklerini duymak içimi titretti.
Melek’e çarpıp kaçan arabanın şöförü şehre dönmüştü. Şile köyünde yaşayan ailesiyle iletişime geçmiş ve bir sonraki gün eve dönmeyi düşünüyormuş. Sonunda o gece hakkında cevaplar alabileceğimiz biri çıkmıştı.
Karaman ailesinin evinde kahve saati sırasında, Hakan ile ben en son olan gelişmeleri konuşmak için bir yürüyüşe çıktık. Neden şimdi?. Melek’e çarpan söför bir yıldır aranıyordu ve bir yıl sonra Bahar’ın Paris’ten dönüşüyle o da yeniden ortaya çıkmıştı.
Çok süpheliydi. Bu bir tesadüf olamazdı. Belki de olan onca olay net görmemi engelliyordu.
Planlarına sadık kalan Yılmaz ailesinin İstanbul’a dönmelerine bir kaç saat vardı. Selim’in ata binme fikri kalan bir kaç saati boş geçirmemek için yaptığı eğlenceli bir teklifti. Nuran ve ben aramızda bir bağlılık olmadan birbirimizi tanımaya çalışırken, Bahar’ın enerjik ruhu bizi geride bırakarak hızla yok oldu atın üstünde. Bir süre sonra ahırın yakınında Selim’e yetiştim. O sırada Bahar ile gözümün önünde romantik bir şekilde öpüşüyorlardı. Onların birbirlerine ilgi duyguklarını bilmiyordum. Ama bazen gördüklerimiz yanıltıcı olabiliyor. Kabul etmek istediğimizden fazlaca...
Herkes gitmek için hazır ve bekliyorken gelen haber hekesin gidişini erteledi. Selim ve Bahar artık beraber olduklarının haberini vermişti. İki aileyi de bu haber çok mutlu etmişti. Ama bir yandan, ben resmi olarak Bahar’ın hayatında yoktum artık ve onların mutluluğunu kıskanıyordum. Bir zamanlar olduğum zayıf insan için beni küçümsüyordu. Açıkcası üstesinden gelmem gereken umutsuz anlar yaşamıştım. Fakat önemli olan onun hayatta ve mutlu olmasıydı. Sonunda mutlu görünüyordu. Önceden onu bırakacak kadar bencil biriydi. Bu yüzden ona mutluluk dileyemezdem. Benden daha çok hak ediyordu.
Havalimanına vardığımızda ben hariç herkes İstanbul’a dönmek için uçağa bindi. Ben oradan Konya’ya geçtim, şöförü bulmak için. Adı Fahri Oyal’dı. Konya’lı, evli ve dört çocuğu varmış. Geçmişine baktığımızda birden çok kez tutuklandığını öğrenmiştik, hırsızlık ve çalıntı bir kaç eşya için. Ama son beş yıldır kendini beladan uzak tutmuş, Melek’i vurduğu geceye kadar.
Fahri, 21 Mart 2014 saat öğren beş cıvarında, Bahar’ı Göçer Derneğinden arabayla alması için aranmıştı. Oraya vardığında arabasıyla Melek’e çarpmış ve onu orada can çekişir bir halde bırakarak kaçmış. Aynı gece arabası havalimanının yakınlarında terk edilmiş bir halde bulunmuştu. Polis olaydan haber olana kadar, o çoktan arkasında bir iz bırakmadan kaçmıştı. Ailesi bile nerede olduğunu bilmiyordu, en azindan öyle demiştiler. Bahar Paris’ten dönene kadar da saklanmıştı. Bir saat on dakika sonra Konya’ya vardım. Emir beni bekliyordu.
‘‘Fahri’nin döndüğünden ne kadar eminiz?’’ Emir’i soruşturdum. Ben Fahri’nin dosyasını incelerken o da araba kullanmakla meşkuldü.
‘‘Karısının telefonlarını bir süredir dinliyoruz. Onu dün gece aradı ve buğün dönüceğini söyledi.’’
‘‘Nereden aradı biliyormuyuz?’’
‘‘İzmir’de sokakta bir telefondan.’’
‘‘Bunca zamandır İzmir’de saklanıyordu demek ki.’’
‘‘Öyleymiş.’’
‘‘Neyse, her ne kadar nereye gittiğimizi bilmesekte sonunda birşey bulduğumuza sevindim. Bu dava bence birinin yanlışlıkla arabasıyla birine çarpıp kaçmasından daha komplike birşey.’’
‘‘Neden böyle düşünüyorsun?’’ Emir merak etti. Arabayı yavaşlatıyordu o sırada.
‘‘Cevabı olmayan çok fazla ip ucu var. Bilmiyorum.’’ Şüphelinin evine yaklaşmıştık. Eve gelene kadar da mesafemizi korumamız gerekiyordu. ‘‘Bence güneş battıktan sonra dönecek. Dışarı da kimsenin onu görmesini istemiyordur.’’
‘‘Sorun değil, beklemekten başka yapmamız gereken birşey yok.’’ Emir gülümsedi, bir andan ön aynasını kontrol ediyordu. Saat aksam yediye doğru geliyordu ve güneş hızla batıyordu. ‘‘Antalya yolculuğun nasıl geçti?’’
‘‘Fena değildi. Bahar ile ilişkim her zaman ki gibi… Bunun hakkında konuşmayalım ama. Hakan bey onun fotoğrafı olan mesajı aldıktan sonra onun güvenliği hakkında endişelenmeye başladı. Bazen bana karşı dürüst olmadığını düşünüyorum.’’
‘‘Gerçekten öyle mi düşünüyorsun?’’
‘‘Evet. Pozitif olduğum söylenemez, kuşkularım var.’’
‘‘Neden?’’
‘‘Düşünsene babası öldükten sonra İstanbul’dan uzalaşıyor ve abisi hapse atıldıktan kısa bir sure sonra dönüyor. Ne garip bir tesadüf?’’
‘‘Bilmiyorum. Geçmişine baktın mı onun?’’
‘‘Hayır, bakmadım. İstanbul’a döndüğünde Bahar ile beraberdik ve onu pek tanımıyordum ozaman. Ama hiçbir zaman da bu iki olay arasında ki garip zamanlamayı düşünmemiştim.’’
‘‘Ne diyeceğimi bilemiyorum ama çok fazla kafana takıyorsun Kenan. Belki sadece bir raslantı.’’
‘‘Bizim işimizde böyle olasılıklar olmaz. Hakan’ın bana söylemediği birşey var. Hissedebiliyorum ve bunu öğrenene kadar vazgeçmeyeceğim.’’
‘‘Ne olursa olsun. Önemli mi? Belki özel bir durum. Neden seninle paylaşsın?’’
‘‘Özelse, buna saygı duyarım, Bahar ile bir ilgisi olmadığı sürece.’’
‘‘Ne oldu Bahar’ın davasına? Yeni bir gelişme var mı? Yeni şüpheli?’’
‘‘Hayır, şu an yok. Suçlu olabileceğini düşündüğüm kişi Bahar’ın vurulduğu gece İstanbul’da değilmiş. Onu vuran kişi bir kar maskesi takıyordu. Havalimanının kameralarından hiç bişey anlaşılmıyor. Karşılaştırabileceğimiz hiçbir şey yok.’’
‘‘Aklimdan geçen ne biliyormusun? Bahar’ın dedesi başbakandı ve bir çok düşmanı olabilirdi. Fikret’te masum değil. Ondan intikam almak için kızını vurmaktan daha iyi ne olabilir?’’
‘‘Bu bir ihtimal.’’ Ama ikna olmamıştım.
‘‘Ama?’’
‘‘Kim yıllar boyunca aileye karşı intikam almak için planlar yapar ve o kadar uzun bir sure sonra adımını atar? Bunu düşünemiyorum. Diğer tarafta Fikret, aranan bir suçlu ve güvenemeyeceği insanlarla çevrili etrafı. Onu hedef almak daha mantıklı olurdu.’’
‘‘Belki…’’
‘‘Fikret’in tutuklanması ve bizim nişanlandığımız gece arasında dört ay vardı. Neden arada ki zaman boyunca hiçbir şey olmadı? Neden o gece?’’
‘‘Bilmiyorum. Belki o süre boyunca senin ailenle yaşadığı için orada senin koruman altındaydı. Paris’e gideceğinizi öğrendiklerinde de İstanbul’a birdaha hiç dönmeyecek diye korktular.’’
‘‘Emin değilim. Tabi belki benim peşimdeydiler. Her neyse nedenini öğrenmeden vazgeçmeyeceğim.’’ Bir anda Fahri’nin evindeki ışıklar bir kaç kez yanıp söndü. Biri bir sinyal veriyordu. Tedbir için elimizde silahlarımızla yavaşca arabayı terk ettik. Arkamızı kollayarak yaklaştık. O sırada kırılan camların sesleri bizi durdurdu.
Yavaşça arka kapıya doğru yaklaştım. Sürekli arkama bakıyordum. Emir beni izliyordu. İçeri girmeden önce, gerekirse ateş etmesini belirten bir kodla başımı salladım. İçeri girdiğim manzara şaşırtıcıydı. Ne bir insan ne de bir eşya vardı. Sanki orada kimse yaşamıyordu. O sırada yan odadan bir gıcırtı duydum. Bir tuzağın içine yürüme korkusuyla duvara yaslanıp biraz dinledim. Bir anda kapı açıldı ve her yere kurşun yağmaya başladı.
Kendimi tehlikeye atmış, Fahri ile baş başa kalmışken bir anda Emir camı kırarak içeri atladı. O anda hemen ellerimle düşmanın boğazına tutundum. İlk önce beni öldürmesini engellemeye çalışıyordum. Uzun bir çatışma ardından Emir’in karşısında silahı bize dönük bir şekilde teslim oldu.
‘‘Geçen sene 21 Mart gecesi neden bir kiza arabanla çarpıp sonra kaçıp kayboldun? Neden?’’ diye bağırdım. Sinirleimi kontrol edemiyordum. Melek’i öldüren adamı bulmak için o kadar uğraşmışken, kaçmasına izin vermeyecektim.
‘‘ Lütfen. Beni öldürmeyin. Ben istemedim… kızın ölmesini istemiyordu. Yanlışlıkla oldu.’’ Zorla yutkundu. Vücudunu yere yapıştırdığımda kılını bile kıpırdatamıyordu.
‘‘Neden durmadın, neden ölsün diye bıraktın kızı orada? Neden? Geçekten yanlışlıkla olduysa neden ambulansı aramadın?’’
‘‘Teslim olmalıydın. Fakat olay yerinden kaçmak seni kaçak bir suçlu yaptı.’’ Emir ekledi.
‘‘Kaçmasaydın her şey çok daha farklı olabilirdi.’’
‘‘Hala soruma cevap bekliyorum,’’ dedim. ‘‘Neden kaçtın?’’
‘‘O olmayacakti. O kıza zarar vermek istememiştim. Bir anda arabanın önüne çıktı.’’
‘‘Ne dedin sen? Ne demek istiyorsun o olmayacaktı?’’ Bir hışımla boğazına yapıştım.
‘‘ Bahar…’’ zorla konuştu ‘‘ Bahar Yılmaz’’
‘‘ Bahar? Ne olmuş ona? Ne olmuş Bahar’a? konuş!’’
‘‘ Sakin ol, Kenan. Onu öldürürsen bizim için bir değeri kalmaz. Bırak konuşsun.’’
‘‘Tamam. Haklısın… Nolmuş Bahar’a?’’ Yine sordum, boynunun etrafına tutunmuş ellerimi rahat konuşabilmesi için salarken…
‘‘Onu öldürmek için oradaydım, diğer kızı değil’’ diye sonunda itiraf etti, o sırada kafam daha çok karıştı.
‘‘Ne?’’
‘‘Ne diyorsun sen?’’ Emir bana doğru baktı. İkimizin de kafası karışmıştı.
‘‘Anlamıyorum…’’ diye mırıldandım kendi kendime. Adamın söylediklerini anlamaya çalışıyordum. Bir anda tüm bildiklerimi unuttum sanki.
‘‘Ne söylediğinin farkında mısın? Birinci derece cinayet teşebbüsü bu.’’ Diye bağırdım, bir yandan uzun bir süredir beklediğim gerçekleri sindirmeye çalışıyordum. Bahar’ı vuran adam ve Melek’i öldüren adam, aynı kişiydi. ‘‘Kim seni yolladı? Kim seni Bahar’ı öldürmen için yolladı?’’
‘‘Onunla hiç tanışmadım… Yemin ederim! Lütfen. Beni öldürmeyin.’’
‘‘Sana bir şans daha vericem ama sadece bir şans. Bana ismini söyle.’’ Ona yaşaması için bir şans daha tanımayacak bir şekilde sarıldım bogazına.
‘‘Tamam. Tamam. Söyleyeceğim, ama lütfen beni öldürmeyin. Ailem var. Karım ve çocuklarım var.’’
‘‘İsmi söyle!’’
‘Taş… Ona taş diyorlar.’ İsim bir anda beni çarptı. Kendimi geri çektim biraz düşünmek için. Fakat daha fazla bilgi almak için bir şansım olmadan Fahri, sırtına dayalı olan silahı çekerek kendini vurdu. O sırada bir patlama duyuldu ve her yer sallandı.
Emir ile hemen dışarı koştuğumuzda Fahri’nin arabası yanıyordu. Tam soruşturmam hakkında önemli bir gelişme olmuşken, yeni bir olayla daha fazla soru ortaya çıktı. Melek’i öldüren kişi bulunmuştu ama artık işimize yaramaz bir haldeydi. Her şeyi tam açıklayacakken kendini öldürdü. Büyük ihtimalle arabayı yakanlar da aynı kişi için çalışıyordu. Eninde sonunda bilgi verdiği için onu öldürecekti, Taş dedikleri adam. Ölüm taşı.
Yine kendimizi bir yolun başında bulduk. Emir ile İstanbul’a dönüp Melek’in davasını sonlandırıp yeni bir davaya başladık. Yanan arabanın içinde bulunan silahta parmak izi çıkmamıştı ama cinsi ve kurşunlar Bahar’a yapılan saldırıdakilerle aynıydı.
Melek’in ölümü ile Bahar’ın vurulması arasında bir bağ vardı. Ama Melek sadece masum bir kurbandı. Düşündükçe her şeyin bir intikam için olmuş olması daha gerçekçi durmaya başlıyordu. Fikret’in suç dolu geçmişinden dolayı biri kızının peşindeydi. Taş denen adamın kim olduğuna dair hiç bir ipucu bulamamışken, Hakan’ın korumaları Bahar’ın her adımını takip ediyordu. Tabi ki bende.
Gerçeği bulma peşinde dönüp dolanırken bazı şeyleri saklı tutmak açığa çkarmaktan daha iyi olabiliyor. Her şeyi daha net görmeye çabaladıkça gördüklerimiz bulanıyor ve cavabı belirsiz daha fazla soru ortaya çıkıyordu. Her şeye rağmen bir soru hala değişmemişti. Neden? Neden bu ve neden o?
Cevap bulamamak gerçeklerden daha sinir bozucu olsa da, insan beynini kolayca yatıştıramaz. Soruşturmalar her günün odak noktası ve anlamlı bir cevap bulma çabasında, beklenmedik olana kadar. Kapalı kapıların arkasına saklananları açığa çıkarmak, zamanla açılmayı bekliyen bir lanet olur.
Çeviren: Maria Merve Amasyalı
We use cookies to analyze website traffic and optimize your website experience. By accepting our use of cookies, your data will be aggregated with all other user data.