Ramona matta

Ramona mattaRamona mattaRamona matta
  • Home
  • About Me
  • My Novellas
  • Read On Site
    • BAHAR/ A Spring Melody
    • Chapter One
    • Chapter Two
    • Chapter three
  • Bir Bahar Melodisi
    • BİRİNCİ BÖLÜM
    • İKİNCİ BÖLÜM
    • ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
  • Contact
  • More
    • Home
    • About Me
    • My Novellas
    • Read On Site
      • BAHAR/ A Spring Melody
      • Chapter One
      • Chapter Two
      • Chapter three
    • Bir Bahar Melodisi
      • BİRİNCİ BÖLÜM
      • İKİNCİ BÖLÜM
      • ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
    • Contact

Ramona matta

Ramona mattaRamona mattaRamona matta
  • Home
  • About Me
  • My Novellas
  • Read On Site
    • BAHAR/ A Spring Melody
    • Chapter One
    • Chapter Two
    • Chapter three
  • Bir Bahar Melodisi
    • BİRİNCİ BÖLÜM
    • İKİNCİ BÖLÜM
    • ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
  • Contact

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

GEÇMİŞ - Bahar

  

Paris’ten ayrılan tren, sesli bir şekilde dumanını atarken, yolcularına son variş istasyonları İstanbul’a vardıklarını bildiriyordu. Beni yine gördüğüm bir kabustan uyandırmıştı. Yorgun aklım geçmişimden kalma manzaralara dalmıştı. Yıpranmış hayallerimi sonsuza kadar geriye bıraktığım yere. Tüm güzel anılarım ve hatıralarım zamanla hiç izi geçmeyen yaralar haline gelmişti. Hayal kırıklığımı halen içimde taşıyordum. Benim masalımın kahramanı, Kenan Göçer adında cesur bir dedektifti. İlk görüşte kalbimi çaldi. Fakat, onu hayallerimden başka hiç bir yerde bulamıyordum.



‘‘Evim evim, güzel evim’’ diye fısıldadım kendime. Camdan dişarı bakarken nefes aldıkça içim taşacakmış gibi geliyordu. Kimi sevdiklerine hoşgeldin demek için, kimisi de belki her şeyden uzakta yeni bir yoluculuğa çıkacaklara veda etmek için orda olan her yaştan insan, tren istasyonunu doldurmuştu. Kimisi ilk kez oraya gelmişken, kimisi uzun bir yolculuk ardına doğdukları yere geri dönmüştü, benim gibi. Paris’e gittiğimden beri uzun bir yıl geçmişti. Uzaklaşmama sebep olan herşeye rağmen eve dönmek iyi gelmişti.



Arkamdan bavulumu sürükleyip merdivenlerden aşağı inerken adımı çağıran bir sese doğru başımı kaldırdım. Sevgili annemdi, Leila. Parlayan gözleri kalabalığın arasında kendini gösterdi. Bakışlarının sıcaklığı içimi gülümsetti.



‘‘Bahar! Buradayım!’’ Kollarını yukarı aşağı doğru sallıyordu dikkatımı çekmek için. 



‘‘Canım, seni nasıl özledim!’’



‘‘Bende seni özledim anne.’’ Anne sevgisi ve sonsuz rahatlık dolu kollarına doğru attım kendimi. Tatlı kokusu uzak kaldığımız uzun günler boyunca hep aklımda kalmıştı.



‘‘Eve hoşgeldin, canım kızım.’’ Yüzümü yumuşak elleyiyle okşayarak gülümsedi. ‘‘Dinlenmiş gibisin.’’



‘‘Evet. Tüm yol boyunca uyudum.’’ Gülümsedim. Çıkışa doğru yürümeye başladık. Şöför bavulumu elimden aldı ve dört tane siyah takım giyinmiş adam her adımımızda etrafımızı kolluyordu.



‘‘Seni bir kaç kere aramaya çaliştim ama sesli mesaj birakmamı söylüyordu.’’



‘‘Telefonum kapalıydı. İyi çekmiyordu,’’ diye söyledim, aynı sırada telefonumu açarken. Tren istasyonunun dışına park edilmiş arabaya vardiğimizda derim bir nefes aldım. İstanbul’un son bir kaç ayda değişen detaylarını inceledim. Bir zamanlar mutlu ailemle yaşadığım yere dönmek gözlerimi hem mutluluk hem de hüzün gözyaşlarıyla doldurdu. Her şeyin başladığı yer de durup aklımda geçmişi düşünürken, hepsini bir gülümsemenin ardına sakladım.



‘Yılmaz Köşkü,’ diye ilan ettigim geçmişimi geride bırakmıştım. Şöförün gözlerine baktığımda oda bana aynasından boş boş bakındı. Yanımda annemle arabanın arka koltuğunda otururken, bana teredüt içinde bakıyordu. Gizli düşüncelerimi tahmin edebiliyordu, korkularımı ve kararlarımı yargılamadan. Sesizlik içinde elimi tutu, bana sonsuz desteğini hissettirip, her şeyi geride bırakmam için cesaret veriyordu. Belki de acı veren geçmişime dönmek yeni hayatım için iyi bir başlangçi noktasydı diye düşündüm. O sirada arkama döndüğümde her adımımı takip eden korumalarla karşılaştım.



Bir süre sonra, gümüş rengi Mercedes bir zamanlar benim olan duvarla çevrili köşkün kapısına geldi. Duvarların ardında sakladığı gücü ve tarihi açığa çıkarıyordu. Dışarıda ki büyük metal kapılar kilitlenmiş, üstünde eve haciz konduğuna dair bir yazı asılmıştı. Dikkatle park edilen arabadan çıktım. Biraz yürüyüp bacaklarımı açmak için, etrafıma bakınarak eve tüm boş köşelerden bakındım. Bir açıdan bana kırık hayallerimi hatırlatmayacak farklı bir yerle karşılaşmayı umuyordum. Ama odamın balkonuna baktığım an herşeyi bir anda hatrladım.



‘‘Bahar? İyimisin?’’ Annem sessizlik içinde metal kapıların ardından ıssız evimize bakışlarımı soruşturdu. Tüm renkler yok olmuştu, ardında bir iz bırakmadan.



‘‘İyiyim Anne, Merak etme’’ kendimden emin bir şekilde cevapladım. Eve daha yakından baktıkça, ailemin mirasının lanetini daha iyi anlamaya başladım. Bir zamanlar evim dediğim yeri andırmıyordu hiç birşey. Ama hiç bir değişiklik yoktu. Kendi aklımda dolanan duygular çelişki içindeydi.



‘‘Gitme zamanı Bahar. Haydi tatlım,’’ Annem çağırdı beni. Belki de o, ordan uzaklaşmak için benden daha telaşlıydı. Beklediğimden kısa bir sürede lanetli evi tek ettik, bir daha geri dönmeme umudu ile. Çok fazla açık kalmış yaram vardı, tamamen iyileşmeleri için yeterince zaman geçmemişti, ama kendi yolunda devam edebilmem için zaaflarımla yüzleşmem gerekiyordu. Geçmişim en büyük zaafımdı. 



Amcam Hakan’ın yeni evine vardığımda, kendime duvarlarına yazılmış yeni bir başlangıç buldum, eski ve kötü anılardan uzak yeni bir yerde. İstanbul’a dönüşümün ilk gününün düşündüğümden daha uzun geçmesi ardından, ipeksi çarşafların altında, balkon kapısı açık içeriye ferah bir bahar rüzgarı estirirken saatlerce uzandım. Eski günlüklerime dalmıştım. Gözlerim açık, hiç kırpırdamıyordum bile. Uykusuz yorgun bedenimi yatakta bir taraftan bir tarafa döndürüyordum sadece. 



Geçmişi geride bırakmak söylemesi kolay, yapması zor olan şeylerden biriydi. Her ne kadar Paris’e gittiğim gün geçmişimi geride birakıcağıma söz vermiş olsam da, kendimi sürekli hayatımı değiştirecek karardan geri çekiyordum. Belki halen İstanbul’a dönüp geçmiş hayatıma dönmüş olmaya alışmamıştım.



Geçmişin dalgalarında dalıp giderken, koridorda amcamın sesini duydum. O an aklımda geri döndüğüm unutulmuş, dünyanın artık sade günlüklerimde yazı olarak var olduğunu hatırladım. Gizli düşüncelerimin açığa çıkması korkusuyla hemen günlüğümü yastığımın altına sakladım.

Amcamı en son İstanbul’a dönmeden iki ay önce görmüştüm; o sıradan yılın milyon dolar değerinde bir anlaşmasını onaylatmak için çabalıyordu. İstanbul’un göbeğinde yeni bir otel... Açılış gecesi de o geceydi.



‘‘Eve hoşgeldin canım.’’ Gülümsedi ve uzun bir sure beni kollarına alarak sarıldı, alnımdan öptü. Onunla ilk tanştığım günden beri çok pozitif biriydi, onun pozitif etkisi en çok sevdiğim şeydi. Her ne kadar büyürken hayatımda olmamış olsa da, yıllarca başka bir ülkede yaşamanın ardından evine döndü. Bana ve aileme sevgi dolu bi ev açmakla birlikte, yaslanabileceğimiz bir omuz da olmuştu. Babam Fikret ile olan dengesiz ilişilerini öğrendim. Bu yüzden tek gidiş yönlü bir bileti alarak ülkeyi tek etmiş zamanında.



Yurdışında geçirdiği süre boyunca kendini, ateşle yakılamayacak kadar parası olan ve bir çok güce sahip yabancı bir iş adamı yapmış. Hakan amcam, sürekli korumaları tarafından takip ediliyordu. Onlara ‘Siyah Adamlar’ diyordu. Ancak Babam gibi gücünü tanıdığı ve sevdiği herkesi korkutmak için kullanmıyordu. Amcamın yanında kendimi çok daha güvende hissediyordum. Verdiğim kararları kontrol etmeye çalışmıyordu. Bir kere bile yapmamıştı bunu.



O gece saat yediye doğru evdeki herkes Yılmaz otelinin açılış gecesine katılmak için hazırdı. Hakan amcam bu iş üzerinde son bir yıldır çalışıyordu. Yıllardır Istanbul’a yapılan en büyük yatırım olduğunu söylüyordu. Önemli aileler ve iş adamları otelin 80,000 metre kare alanını doldurmuş önemli davetilerdi. Dört katlı taş bina, bir çok turist ve tarih severlerin gezdiği tarihi Galata Kulesinden üç kilometre uzaktaydı.



Otele vardığımzda, amcam gelen misafirleri karşılamak için lobide bekledi. Yeni boyanmış atmosferi ve arkada çalan huzur verici piyano sesleri davet ediciydi. Bu özel anı kutlamak için kendime bir kadeh beyaz şarap aldım. O sırada gecenin en önemli davetlilerinden biri geldi. Selim Karaman, otel için teklif edilen bir çok projenin arasından birinci seçilen projenin sahibi yetenekli bir mimardı. Selim ile Paris’te mastırını bitirirken tanışmıştık. Yakışıklı bir adamdı, ama ona duygusal bir şekilde yaklaşmamıştım hiç. Arkadaşlığımız ve iletişimimiz sıradan olsa da bazen bana baktığında, anlam veremediğim garip duygular hissediyordum.



‘‘Merhaba herkese. Geciktiğim için özürdilerim.’’ Selim, yüzünde bir gülümsemeyle ailemle selamlaştı. ‘‘Hoşgeldin Bahar.’’ Saygısını gösteren bir şekilde elimi öptü, o sırada gözlerim odanın diğer tarafına asılı eski bir tabloya bakarken dalmıştı. Manzaranın canlı renkleri ve topraksı dokusu beni büyüledi, kalabalıktan güzel bir kaçamak yarattı benim için. 



‘‘Bir bardak şarap daha alabilirmiyim, lütfen,’’ içecek başka birşey alırmıyız diye sormak için yanımıza yaklaşan garsona bildirdim. Etrafımdaki iş adamları büyük gece hakkında aralarında tartışıyorken, annem kendi misafirleriyle ilgileniyordu.



‘‘Ah İskender geliyor’’ diye sevinçle söylendi Hakan amcam. Mutlu sesi tüm odanın duyması için yeterince sesli ve netti, anında kalbimin kontrolsuz bir şekilde atmaya başladığını hissettim. O tarafa bakmaya çok korkuyordum, yaşayacağım anın ironik durumuyla karşılaşma korkusuyla.



‘‘Bu olamaz’’ diye düşündüm sessizce, kendi kafamda mantıklı bir açıklama ararken ‘‘Yanlış duymuş olmalıyım, o olamaz.’’ Kendi kendime mırıldandım. Kısa bir süre sonra kafamı çevirdim amcamın misafirini karşılamak için. O an sanki önümde geçmişimden bir hayal duruyordu. Oydu, avukat İskender Göçer ve yanında, oğlu, benim eski nişanlım, Kenan.



Kısa bir selamlaşma ardından, hayatımın en utanç dolu anlarından birini yaşamıştım. En zoru kendimi bir tepki vermekten geri tutmaya çalşmaktı, hele ki başkalarının yanında. Kenan’ın cazibe dolu gözlerine baktıkça yüzüm beyazladı ve sanki binlerce karınca vücudumda dolanıyordu. Sanki vücudum her an kendini kapatacaktı.



‘‘İzninizle.’’ Yüzümde zorla bir gülümsemeyle aralarından ayrıldım. Saklanmam gerekiyordu, bir daha günün aydınlığını görmemek umuduyla. Keşke mümkün olsaydı. En yakın çıkış dışarı bahçeye gidiyordu. İçimde biriken gerginlikten kurtulma umuduyla bolkonun tırabzanlarına yakın durdum, ellimle sıkı bir şekilde ağır metaline yaslanırken. Etrafımdaki her şey karanlıktı. Gökyüzü bile karanlık, ne bir yıldız ne de umut veren bir işaret görünüyordu. 



‘‘Geçmiş kendini tekrar edemez,’’ diye kendimi avuttum sürekli, içeride çalan müziğin yatıştırıcı ritimleri kulağıma gelirken. O an normal bir şekilde nefes almayı unuttum ve içten bir nefes çektim. Kendime geçmişimin acıları içinde boğulmayacağima dair söz vermiştim. Ama o an ki zayıflığım kendime verdiğim bir sözden daha güçlüydü. Olduğum yerden uzaklaşma düşüncesiyle arkamı dönerken, karşımda ki kapı da yolumu kesen Kenan’ı buldum. Bir kaç dakika boyunca hiç konuşmadan birbirimize baktık öfkeyle. Aramızda kopacak bir fırtınanın başlagıcıydı bu.



‘‘Bahar…’’



‘‘Yapma!’’ Daha fazla birşey demesini engellemek için elimi kaldırdm ağzına doğru. Her ne kadar beni isteyen sesini duymak iyi gelse de, onu artık dinleyemezdim.



‘‘Bahar. Lütfen…’’ Yalvardı. Masum gözleri neredeyse beni kandırıyordu ama bir daha onun aldatan ağına kapılmayacaktım. Yeterince acı çekmiştim onun yüzünden. Ve yaptıkları için hiç anlamlı bir açıklama olamazdı. 



‘‘Lütfen, konuşma. Geçmişin hatrına.’’ Diye söyledim. Gözyaşlarımı geri tutarken, her an dağılabileceğimin korkusuyla. Gitmeye yeltenirken kolumdan tuttu beni durdurmak için. Dokunuşu midemi bulandırdı. ‘‘Dokunma bana!’’ diye bağırdım, kendimi geriye çektim, onu istemiyordum. 



‘‘Özür dilerim,’’ dedi. Gözlerine bakıp, donup kalmışken bir anda onu geride bırakarak kendimi otelin kalabalık odasının içine attım. Beni boğuluyormuşum gibi hissetiren atmosferden kurtulmayı başarmıştım. O sirada Selim ile karşılaştım. Beni kendimden kurtarmak için tam zamanında gelmişti, yeniden açığa çıkmış acılarımdan habersiz.



‘‘Buradasın işte. Bende seni arıyordum,’’ diye gülümsedi Selim.



‘‘Buradayım.’’ Bir yandan gizlice Kenan’ın gelişini kollarken, oldukça gergin hissediyordum.



‘‘Dans etmek istermisin?’’ Kibar bir şekilde beni biraz eğlendirmek istediğini belirtti. Olan olaylardan kafamı dağıtmak için güzel bir fırsat olarak gördüm bunu.



‘‘Evet. Tabi ki. Seninle dans etmek isterim.’’ Mutlulukla davetini kabul ettim. Müziğin yavaş notalarının eşliğinde dans eden diğer çiftlere eşlik etmek için dans alanına doğru birlikte yürüdük. O sirada hüzünlü bir aşk şarkısı çalmaya başladı. Bana hiç bir şans tanımadan içime attığım, acı veren kelimeleri hatırlatıyordu.



Selim’in kollarında kendimi çok yanlız hissettim. Belki de bu beni bırakmayan eski ve yeni hatalarımın kaderiydi. Kenan’ın geri dönüp, dönmemesi ve beni sevip sevmediği artık umrumda değildi. Aşka olan arzumla dans ederken, tek hissettiğim şey kırık kalbimdi.



Hala beni takip eden Kenan içeri girdiğinde beni yeni partnerimin kollarında romantik bir şekilde dans ederken buldu. Selim ile el ele, gözüm hep Kenan’ın olduğu tarafa doğru kayıyordu. O da beni izliyordu. Kalbim onarılamayacak bir şekilde kırılmıştı ve tüm acı dolu hatıralarım gün yüzüne çıkıyordu. İstediğimden ve kaldırabileceğimden fazla bir baskıydı bu.



Şarkı biterken, tuvalete gitmek için izin istedim. Koşabildiğim kadar hızla koştum. Boş tuvalete bir anda habersiz bir fırtına gibi girip arkamdan kapıyı kilitledim. Panik içinde nefes alıyordum, bir yandan ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Fakat o an bütün göz yaşlarım dökülmeye başladı. Kenan’ı en son gördüğüm gece, onun kollarında vurulduğum ve beni avutmak yerine terk ettiği geceydi.



Her ne kadar bizden vazgeçtiği için ona halen kızgın olsam da, beklenmedik bir anda olan karşılaşmamıza teslim olduğum için kendime daha çok kızgındım. Lanetlenmiş kaderimizi kurtarmak için çok geç olmuştu artık. Kalbimde ne kırık olanı tamir edebileceğimizi ne de kalbimi onun aşkından uzak tutamayacağımı biliyordum. Yüzümü biraz soğuk suyla yıkayarak kendimi toparladım ve eğlenen davetlilerin arasına yeniden katıldım.



Gecenin yarısına doğru Kenan kayboldu. Bu beni biraz rahatlatmıştı. Onu uzun bir sure sonra yeniden görünce içimde duygu dolu bir yanardağ patlamıştı sanki. Bu sırada tüm davetliler ana lobide açılış kurdelesini kesip, binanın şeklinde tasarlanmış lezzetli pastayı yemek için toplanmışlardı.



En başta amcam, gururlu bir şekilde duruyordu. Solunda Selim ve tabikide Kenan’ın babası, Iskender. Annem ve ben diğer tarafta duruyorduk, pastanın üstündeki mumlar ışıldayip ailemin başarısı kutlanmak için alkışlar koparkan. Başarının kutlandığı bu an benim için değildi. Benim aklım o sırada Kenan’ı yeniden hayatıma sokan tesadüfi olayların düşüncesine dalmıştı. Amcam, benim Göçer ailesi ile olan geçmişimi bilse de onların özel davetini soruşturmak için bir fırsatım olmadı. Sürekli etrafında insanlar vardı ve birileriyle konuşuyordu.



‘‘Tebrikler Hakan bey.’’ Tüm gece boyunca duyduğum, sürekli söylenen bu iltifat. Selim kısa bir yoluculuk için havalimanına gitmesi gerektiği halde, beni eve bırakacak kadar centilmendi. Ailesi Antalya’da onu haftasonu ziyareti için bekliyormuş. Bizde bir kaç gün orda kalmak için davet edilmişti. Bir sonraki sabah erken bir uçakla gitmeyi düşünüyorduk.



Eve vardığımda annemde amcamda çoktan oradaydı. Sorulacak sonsuz sorular ve söylememiş gerçeklerle dolu salona girdiğimde, lanetli bir gölge gibi garip bir sessizlik vardı. İkisi de konuşmaya nereden başlayacaklarını bilmiyordu. Bu yüzden ilk adımı ben atmaya karar verdim.



‘‘Anlamıyorum… neden? Neden Kenan’ın bu gece orada olucağını en son ben öğreniyorum?’’ Kızgın gözlerle amcama baktım. Onunla önceden hiç tartışmamıştık, hiç bir zamanda kavga etmek için bir nedenimiz olmamıştı. Annem bu sirada sessizliğini korudu. Yüzüne yansıyan suçluluk duygusunu görebiliyordum. Bu da cevap vermekten onu alıkoymuştu. Onca insandan önce bana her şeyi söyleyen tek kişi oydu, ama bu sefer öyle olmamıştı.



‘‘Özür dilerim Bahar…. Nedenlerim var,’’ diye cevapladı amcam kendinden emin bir şekilde, içmek için bir bardak rom hazırlarken. Cevabı, bana bilmem gerekenler konusunda hiç bir cevap vermemişti. Hatta, daha fazla soru yarattı kafamda.



‘‘Ne tür nedenler?’’ alay eder bir şekilde gülümsedim. ‘‘Gerçekten daha önemli ne olabilir?’’ Düzgün bir açıklama duymaya hakkım vardı. Kenanı o gece hiç bir uyarı olmadan görmem gereksizdi. Kendimi, kendi bölgemde pusuya düşmüş hissediyordum ve bunun neden olduğunu bilmeye hakkım vardı.



‘‘Sana önceden haber vermem gerekiyordu biliyorum. Seni öyle bir duruma soktuğum için özürdilerim. Ama İskender benim çok eski bir arkadaşım ve avukatım. Kenan’ın da bizim ailemizde önemli bir yeri var. Benim çok dikkat gerektiren bir davam üstünde çalışıyor.’’ Sobaya odun atmak için kalktığında yanan ateş hızla sönüyordu, ben de kafam iyice karışmış bir şekilde kalmıştım.



‘‘Ne davasıymış bu?’’ merak ettim, anneme baktım belki onunda bu gizem dolu sohbete ekleyecek bir şey söylemesi umuduyla. İstanbul’da onca detektif arasında neden Kenan’ı seçmişti? Neden? Buna hiç bir açıklama bulamıyordum, belki de olanları halen kabul edemediğim içindi, hatta kabul etmek istemediğim için.



‘‘Üzgünüm ama bunu sana söyleyemem. Biraz özel ve bilgilerin gizli kalması gerekiyor. Kenan ve ben olan her şeyin üstünü örtmek zorundayız. Lütfen benim açımdan bak. Bu davayı riske atamam.’’



‘‘En başından sana söylemek istedim Bahar, ama Kenan ile olanları unuttuğunu düşündüm, Yoksa yanıldım mı?’’ Annem sonunda ağzını açmıştı. Hayır dememe izin vermeden, hassas damarıma dokundu.



‘‘Hayır, yanılmadın. Tabi ki onu unuttum. Kenan eski de kaldı. Benim için onun değeri yok, varlığıda benim için bir şey değiştirmeyecek.’’ Tüm anılara rağmen yeni imakanlar ve yeni bir başlangıç arayışında kendimi Kenan ile olan geçmişimden geri çektim. 

Yaşadığım her şeyden öğrendiğim bir ders varsa, ne olursa olsun kimsenin mutluluğumun önüne geçmesine izin vermeyeceğimdi. Kendime ne olursa olsun mutluluk borçluydum. ‘Sabah binmemiz gereken erken bir uçağımız var. İyi geceler.’ Konuşmayı daha fazla uzatmadan bitirdim ve oradan uzaklaştım. 



Malesef çabuk kaçışım kısa sürdü. Şehirdeki ilk gecem sonuncusundan daha kötüydü. Tüm gece yatakta dönüp durdum, yorgun aklımı yatıştırma çabasıyla. Geçmiş benim için gerçekleşmeyen hayallerle dolu silik bir sayfaydı. Tüm anılarım ruhumu yakan hüzünlerle doluydu ve bana işkence ediyordu. Eski anılarımı özgür bırakmaya çalıştıkça bana daha yaklaşıyorlardı, metal kelepçeleriyle.



Neden yeni bir başlangiç bu kadar zordu? Neden kendi yolumda ilerlemek bu kadar acı vericiydi? Eskiyi düşündükçe sanki o ana kadar kendime yeniden kurduğum hayata sırtımı dönüyordum. Bir yıl sonra iyileşmem ardından her şeyden vazgeçmek pişmanlık ve boş umutlarla dolu kötü bir seçimdi. İstanbul’a döndüğüm gün, yeni bir başlangıca hazır olduğumu düşünmüştüm. Ama eski anılarıma daha yakından bir bakış bana önceden olduğum kişiyi hatırlattı.



Keşvetmek için geldiğimiz bu dünya da bazen güçlü duygularımız ve seçimlerimizden kaçıyoruz. Ama her şeyin sonunda, kalp beyni yönetir. Kendi yapamadığımız seçimleri bizim için yapar. Belki de kısmet dedikleri şey bu özgürlük. Ama öyle ise, yazılmış kaderimiz bizi önceden barışamadığımız geçmişimizle bir kez daha yüzleştirir mi? Veya sonsuza kadar bizi lanetler mi? Gerçekleri soruşturmak beni önceden attığım adımları düşünmeye sürükledi. Her şeyin nasıl başladığını hatırladım.


Her cumartesi yeni bir bölüm yayınlanacaktır.

Çeviren: Maria Merve Amasyalı




Copyright © 2026  All Rights Reserved.

Powered by

This website uses cookies.

We use cookies to analyze website traffic and optimize your website experience. By accepting our use of cookies, your data will be aggregated with all other user data.

Accept