Bir kapı açılırken, başka bir kapı kapandı. Bu da benim hayatımın hikayesiydi. Araştırmalarımın en başına dönmek benim için kolay değildi. Bir yıl boyunca devam eden davada, Emir ile kaçan bir şüpheliyi tutuklamıştık. Malesef ki, bize beklemediğimiz bilgileri söyledikten sonra ölmüştü.
Elimizde ki az ip uçlarıyla, Fikret’i hapishane de ziyaret ettim. Onunla özel konuşmam için izin vardı ama benimle görüşmek istememişti. Böyle olacağını düşünmüştüm. Ama en azından denemiştim. Uzun bir süre için hapse atılmasıyla kendini ailesinden uzaklaştırmıştı. Hiç biriyle görüşmeyi kabul etmemişti. Bunu neden yaptığına ne ben, ne de ailesi bir anlam verebilmiştik. Belki onun hapise atılmasına neden olan yaptığı şeylerden utanıyordu ve kendini suçlu hissediyordu.
Başka bir ip ucu olmadan, eski dosyalara dönmeye karar verdim ve tüm Yılmaz ailesinin geçmişini araştırmaya başladım. Bir şey olmalıydı. Olan her şeye rağmen bir şey bulucağıma inanıyordum. Berkay Yılmaz… Herşey onda başlıyordu.
1939’da İstanbul’da doğmuş, ve 1994 yılında bir mitingde vurularak öldürülmüştü. Ölümünden bir kaç saat sonra on yedi yaşında olan Murat Aslan, üstünde cinayeti işleyen silahla beraber suçu üstlenmişti. Uzun soruşturmalar doğruyu söylediğini doğrulamıştı. Ona ömür boyu hepis cezası verilmişti. Şimdi otuz sekiz yaşındaydı ve hala İstanbul’da bir hapishanedeydi. Soruşturmalarım da sırada olan bir sonraki kişiydi.
Bu sırada Bahar’a yakın olma planım hareket haline geçmişti. Nuran’la yaptığım bir telefon görüşmesi ve ardından yemek teklifiyle, Bahar’ı uzun bir süre bana yakın tutabilecektim. Her ne kadar Nuran’ın bana olan ilgisini kullanmak istemesem de, bu durum eski sevgilime yakın kalmamın tek yoluydu. Hele ki Melek’in davasını sonuçlandırdıktan sonra. Amcası sürekli tepemdeydi ve henüz ona gizemli fotoğrafı yollayan kişi hakkında bir şey bulamamıştım. Belki de Hakan’da, Fikret gibi yasa dışı işlerle ilgileniyordu. Her şey zamanla ortaya çıkacaktır.
Bir gece Nuran’ı yemeğe götürmek için evinden aldım. Her zaman ki gibi zarifti ve üstünde herkesin başını ona çevirten provakatif bir duruşu vardı. Fazla ortak yönümüz olmasa da, beraber vakit geçirmek için eğlenceli birisiydi. Şakalaşmayı çok seviyordu ve sesli gülüyordu. Ama o yeşil gözlerinin ardında garip bir sessizlik vardı. Bazen sohbetimiz sırasında aklına bir şey veya biri geliyor ve o an durup bir kaç saniye susuyordu.
‘‘Çok güzel zevkin var. Şarap inanılmazdı.’’ Gülümsedi, kendine üçüncü bardak şarabını dökerken.
‘‘Teşekkürler. Dikkat et çok sarhoş olma,’’ diye şaka yaptım.
‘‘Beni sarhoş etmek için bir şişe şaraptan çok daha fazla gerekiyor. Merak etme.’’
‘‘Şerefe!’’
‘‘Size içiyorum detektif! Eee, ailende İstanbul’da mı?
‘‘Evet, ikisi de İstanbul’da yaşıyor. Tek çocuğum, başka kimse yok.’’
‘‘Benim hiç öyle değil, hala annem ile yaşayan iki küçük kız kardeşim var. Hala okula gidiyorlar. Babamı bir kaç sene önce kaybettik. ‘’
‘‘Başınız sağolsun.’’
‘‘Teşekkürler.’’
‘‘Selim ile eski iş arkadaşı olduğunuzu duydum.’’
‘‘Evet, doğru. Antalya’da büyüdüm. Babam ve Selim’in babası da iş ortağı ve yakın arkaşatılar. Beş yıl önce babam öldükten sonra Ankara’ya teyzemin yanına taşındık.’’
‘‘Ne ara bu kadar gezdin?’’
‘‘Mezun olmadan önce, okul tatillerin de gittim. Dünyayı gezmeyi çok seviyorum. Selim de öyle. Bu yüzden çoğu zaman beraber gezdik. Tabi bunlar, Selim mastırı için Paris’e gitmeden önceydi.’’
‘‘İlginç… bunu bilmiyorum.’’
‘‘Evet. En çok Paris’i sevmişti. Orada da Bahar ile tanıştı.’’ Gülümsedi, bardağında kalan son damla içkiyi içerken.
‘‘Evet. Duydum.’’
‘‘Sen ve Bahar nasıl tanıştınız?’’
‘‘Bir yıl önce Melek’in davasıyla ilgilenen detektif bendim. Ailelerimiz de önceden birbirlerini tanıyordular.’’
‘‘Evet, doğru. O kız hakkında bir şeyler duydum. Çok gençti dimi?’’
‘‘Evet. On üç yaşnda.’’
‘‘Ne kadar üzücü!’’
‘‘Çok üzücü. Malesef, Melek’in ailesi yoktu ve Bahar onu kardeşi gibi severdi.’’
‘‘Çok tutkulu birine benziyor.’’
‘‘Kim?’’
‘‘Bahar’dan bahsediyordum.’’
‘‘Evet öyle.’’
‘‘Bana ondan bahsetsene. Nasıl biri?’’
‘‘Ne söyleceğimi bilemiyorum.’’
‘‘Kişiliğini merak ediyorum. Kolay güvenen birine benzemiyor. Bazen bana baktığında gözlerinde bir eminsizlik hissediyorum. Belki beni sevmiyor.’’
‘‘Düşündüğün gibi olmadığından eminin. Hem artık ikiniz beraber çalışıyorsunuz. Er yada geç sen kendin onu tanıyacaksın. Benim bildiklerim önemli değil.’’ Bahar’a olan ilgimi kendime saklama çabasıyla gülümsedim. Ona karşı olan ölümsüz sevgimi açığa çıkaracak bir durumda değildim. Hele ki Nuran’a.
‘‘Evet, haklısın. Belki fazla kafama takıyorum. Neyse, Selim ile anlaşıyorlar sanırım. Bence evlenebilirler.’’
‘‘Öyle ise, ne mutlu onlara.’’ Bir kere daha içimden böyle bir birlikteliğe lanet ederek kadehimi kaldırdım. Bahar’ın başka biriyle olmasına hazır değildim. En azından benim etrafımda.
‘‘Ya biz Kenan?’’
‘‘Ne olmuş bize?’’
‘‘Biz de çıkıyormuyuz? Ne durumdayız?’’ Gözleri yarı kapalı bir halde gülümsedi. İlk içkisinden sonra kendini kaybetmeye başlamıştı zaten.
‘‘ Birbirini tanıyan iki arkadaşız. Bu iyi bir başlangıç mı?’’
‘‘Evet, sanrım.’’
Nuran’ı evine bırakma işi planladığım gibi gitmedi. Her ne kadar kendime, ona karşı ilgi duyduğumu hissetmemesi için dikkatli davranacağıma dair söz vermiş olsam da, o kendini beni öpmekten alıkoyamamıştı. İlişkimizi ilerletmek için çok istekliydi. Ben de daha fazla birşey olmadan oradan gittim. Onunla beraber olmak gibi bir amacım yoktu. İstediğimi de sanmıyordum.
Bir sonra ki gün, Emir ile göz altına alınan Berkay Yılmaz’ı öldüren Murat Aslan ile bir görmüşme ayarlamadan önce detayları konuşmak için buluştuk. Geçmişine baktığımızda ailesinden bilinen kimsesi yoktu. Sadece altmış bir yaşında bir babasi vardı. Mehmet Aslan. Murat’in tek kardeşi altı yaşında ölmüş.
Murat tutklandığında liseye giden başarılı bir öğrenciymiş. Ne olmuştu da bir anda böyle birşey yapmaya karar vermişti acaba? Tüm yol boyunca kafamı kurcalayan önemli bir soruydu bu. Berkay’ı öldürmek için onu ne motive etmişti? Hiç bir politik guruba dahil değildi. Ne onun bu davranışını tetikledi?
Güvenlikten geçtikten sonra, şüphelimizin gelmesini beklemek için oturduk. Geldiğinde neden orada olduğumuza dair hiç bir fikri yoktu. Gözlerimize bile bakmadı, umrunda değildi.
‘‘Otur,’’ dedi Emir, onun için bir sandalye çekerek.
‘‘Ben Detektif Kenan Göçer ve bu ortağım Emir Polat. Sana bir kaç soru sormaya geldik.’’
‘‘Çok önemli bir durum. Lütfen dinle’’ dedi Emir. Murat’ın bakışları iyice aşağı döndü, ikimizi de umursamıyordu.
‘‘Berkay Yılmaz.’’ Bir anda başını kaldırdı ve ben Emir’e bakarken oda bana baktı. Dikkatini bir anda böyle çekmek için bir damara basmış olmalıydm.
‘‘Ne olmuş ona? O artık eskide kaldı.’’ Diye cevapladı Murat.
‘‘Belki, belki de değil’’ devam ettim. ‘‘Neden Berkay Yılmaz’ı öldürdün? Ona karşı kişisel bir nefretin mi vardı?’’
‘‘Teslim olduğum gün söylemem gereken herşeyi söyledim. Ekleyecek hiç bir şeyim yok. İsterseniz avukatım ile görüşebilirsiniz.’’ Murat ayağı kaltı. O anda Emir gitmesini engellemek için ona doğru yaklaştı.
‘‘Yanlış cevap. İşimiz daha bitmedi.’’
‘‘Soruya cevap ver Murat. Çok basit bir soru. Neden Berak Yılmaz’ı öldürdün? Teslim olduğunda bir dürtünün olduğunu söylemişsin ama ne olduğunu söylememişsin. O neydi?’’ Vücut ısım bir anda yükselmeye başladı. Etrafımda yeterince bir şeylerin kabullenmediği durumlar vardı. Arık cevap bulma zamanıydı.
‘‘Bak Murat…. Araştırmamızı yaptık. Baban Mehmet Aslan, işsiz bir adam. Doğduğun günden beri de öyleydi. O sırada sen yüksek beklentileri olan çalışkan bir öğrenciydin ve çalışıyordun. Alien için tüm sorumlulukları üstlenmiştin. Bir gece de ne değişti?’’ Emir sordu, bana sinirli bir bakış atarak. Murat sessizliğini korudu. Konuşmayı redediyorudu. İçinde bir şey sakladığı belliydi. Gerilmeye başlamıştı.
‘‘Ne değiştiğini söyleyeyim. Küçük kardeşin, Osman, çok hastaydı ve ameliyata girmesi gerekiyordu. Kalbi durmak üzereydi.’’ Murat’ın gözleri doldu içinde saklı acıları açığa çıkarırken. ‘‘Yemek alacak paranız yoktu. Ama Berkay Yılmaz’ın öldüğü gün, Osman hastaneye götürüldü gereken ameliyatı olaması için.’’
‘‘Çok geçti. Ona zamanında ulaşamadılar.’’ Murat, kardeş kaybının acısını yaşarken küçük bir çocuk gibi ağlamaya başladı.
‘‘Ameliyat için parayı nerden buldun Murat?’’ Emir soruşturmaya devam ediyordu.
‘‘Özgürlüğün karşılığında biri hastane faturalarını ödemeyi teklif etti ve tek yapman gereken şey Berkay Yılmaz’ı öldürdüğünü söylemekti. Hiç bir soru sormadan.’’ Şüphelerimizi açığa çıkarıp onun doğrulamasını bekledim. ‘‘Öyle oldu dimi Murat?’’
‘‘Taş’’ Murat sonunda açıkladı. Söyleyecek söz bulamıyordu. Bahar’ı öldürmek isteyen ve belki de Fikret’in peşinde olduğunu sandığımız kişi. Bazı şeylere anlam veremiyordum. Berkay’ın ölümü yirmi yılı geçmişti. Nasıl aynı kişi olabilirdi ki?
‘‘Taş kim?’’ diye bağırdım ellerimi masaya vurarak. O sırada gardiyan Muratı hapishane hücresine geri götürmek için geldi. Zamanımız dolmuştu. Murat zaten Taş’ın kim olduğunu bimiyordu. Onunla hiç tanışmamıştır bile. ‘‘Lanet olsun!’’ yine ne başa dönmüştük.
Daha fazla zaman kaybetmeden Emir ile hapishaneden çıktık. İkimiz de boşa çıkmış bir halde hissediyorduk kendimizi. İp uçlarını birbirine bağlayamıyorduk. Açıklaması olmayan çok fazla soru vardı. Kim olduğunu bilmesekte, Taş’ın birden fazla suçla bir bağı olduğu ortadaydı. Bu da onu tehlikeli biri yapıyordu. Ama ne olursa olsun onu bulmam gerekiyordu.
Öğrendiğimiz yeni bilgiler üstüne Hakan’ın ilk adımı Bahar’ın korumasını sıkılaştırmak oldu. Murat ile buluşmamı kimseye söyleyemezdim öğrendiklerimden sonra. Ama Hakan’a söylemekten başka seçeneğim yoktu. Bahar’ın güvenliğinden korkuyordum. Bu sırada Bahar hayatını olabildiğince normal yaşamaya çalışıyordu. Onu izleyen etrafında bu kadar çok kişi olduğunun bile farkında değildi. Geçmişe dönüp aramızda olanları değiştirme umuduyla her gece onu düşünerek uyandım. Ama böyle bir hayal hiç gerçekleşmeyecekti.
Bir kaç hafta herhangi bir gelişme olmadan geçti. Taş hala kimliği belirsiz, öğrenilmesi gereken bir gizemdi. Nuran ile ilişkim normaldi. Zaman zaman ilişkimizi ilerletme konusunda çabalasa da, aramızda ki hassas çizgiyi geçmemesi için fırsat vermedim. Kalbim başka bir kadına aitti. Her ne kadar kendisi bunu bilmese de.
Bu zaman içinde, Bahar ile Selim’in yakınlaşmasını izledim. Bahar’ın yeni müzik okulu için beraber çalışmaları daha fazla beraber vakit geçirmelerine sebep oldu. Ben ise uzaktan onları izliyordum. Bir çok kez Selim’i Bahar’ın düşen saçlarını düzeltirken yakalardım ve yanında onun yerinde kendimi hayal ederdim. Hayat artık adil gözükmüyordu.
Bir gün, Hakan’ın geçmişi hakında ki tüm belgeler bir araya geldi. Emir içinde gerçeklerle dolu kapalı dosyayı bana vermek içi ofisime geldi. Her ne kadar dosyalara bakmak için sabırsız olsam da, sayfaları okurken herşeyi dikkatle inceledim. Gerçek sandıklarımın ardında çok daha farklı biri varmış.
Hakan hapiste yatmıştı. Babası öldürüldükten bir ay sonra cinayetten suçlu bulunarak hapse atılmıştı. Bu durumda söylediği gibi hiç Paris’e gitmediği açığa çıkmıştı. Fikret’in hapse atıldığı hafta da serbest bırakılmış. Çok fazla tesadüf vardı burada.
Bahar’ın ailesinin geçmişine anlam veremiyordum. Düşündüğümden çok daha fazla dram ile doluymuş hayatı. Bundan sonra ne olucaktı emin değildim. Hakan ile konuşmadan önce uyumaya karar verdim. Her şeyden önce Bahar’ın hayatı tehlikedeydi ve Taş dedikleri adam hala onun peşinde olabilirdi.
Bu zaman içinde üvey ablam için arayışlarım devam etti. Uzun bir süre sanki dünya ikiye bölünmüştü. Tüm ipuçlarını molozların altına itiyordu. İzmir Elif’in annemle ayrıldıktan sonra gittiği ilk yerdi. İsmini bir çok kez hastanelerde ve nüfus müdürlüklerinde aradım ama hiç sonuç bulamamıştım. Ta ki uzun süredir beklediğim telefonun gelmesine kadar. İstanbul’da bir engelli merkezi, aynı isim ve doğum tarihli bir hastalarının olduğunu söylemek için beni aramıştı.
Çabucak, herşeyi bıraktım ve bu bilgiyi doğrulamak için yola koyuldum. Ama malesef vardığımda kalbimi kıran bir olayla karşılaştım. Elif Korkmaz yıllardır aradığım üvey ablamdı. Otuz sekiz yaşındaydı ve engelli merkezinde temelli kalan bir hastaydı. Fiziksel ve ruhsal durumu iyi değildi. Depresyonu onu zamanla hayatının sonuna kadar bir tekelerkli sandalyeye mahkum etmiş. Yeniden yürüme isteğini kaybetmişti ve hayatını da herkesten uzak engeller arasında yaşıyordu.
Elif’in kimliğini doğruladıktan sonra onunla tanışmak istedim. Sallanan bir sandalyede üşengeç bir halde sallanıyordu ve etrafındakilerin hiç farkında değildi. Onu böyle görmek kalbimi kırmıştı. Camdan dışarı bakıp ağaçtan sallanan bir kuş evini izliyordu. Bu sırada ben kendimi toparlamaya çalışıyordum. Ona koşup sarılmak, her şeyin düzeleceğini söylemek istiyordum. Annesini bulduğumu, artık yanlız olmadığını söylemek istiyordum. Ama bunu yapamazdım.
Yavaşça ona doğru yaklaştım. Boynunda ki kolyeyi tutuyordu. Bir zamanlar anneme ait altın kolyeyi. Bir kere eski bir fotorafta görmüştüm. Ama ne kolyenin anısını, ne de Elif’e nasıl verildiğini hiç hatırlamıyordum. Gözlerini kaldırdı ve bana baktı. Gülümsedim. O ifadesini hiç değiştirmedi. Onun için ben bir yabancıydım.
Anneme Elif’i bulduğumu söyleme düğüncesi, haftalar boyunca üstümde taşımak zorunda olduğum en büyük yüktü. Ona nasıl söyleyecektim? Aklım acı ile doluydu ve bu yüzden şimdilik herşeyi her zaman ki gibi kendime saklamayı seçtim. Elif’i her gün ziyaret etmeye başladım. Annem ile yeniden buluşmalarını olabildiği kadar kolaylarştırmak için, onunla yavaş ama anlamlı bir ilişki kurmam gerekiyordu. Elif’i annesiyle ilk kez tanıştırmadan önce onunla bir ilişkimizin olmasını istiyordum. İkimiz için zor bir durumdu bu. Ben ona gerçekleri söylemekten kendimi geri tutumaya çalşırken, o, hayatına yeni giren birine kendini açmaya çalışıyordu.
Her gün onu ziyaret ettiğimde, ona farklı renklerde farklı türden çiçekler götürdüm. Her çiçekten bir tane ayırıp bir fotoraf albümünün içinde saklardı. Bir süre sonra benimle görüşmeye alıştı ve beni her gördüğünde gözleri parlardı. Kendimi başta merkez de araştırma yapan bir detektif olarak tanıttım.
Hastanede ki hayatı hakkında ve benim hayatım hakkında konuşuyorduk. Bahar ile hikayelerimi duymayı çok seviyordu. Onunla tanışmadan onu çok sevmişti. Elif çok narindi ve sohbetlerimiz onun iyileşmesinde yardımcı oluyor gibiydi. Yeniden hayal kurmaya başlamıştı ve dışarıda ki dünyayı pişmanlık duygusu olmadan düşünebiliyordu. Bu durumda benim için bir sonra ki adım anneme gerçekleri söylemekti.
Birinin geçmişini kurcalamak bazen hazır olmadığımız ve cesaret isteyen bir davranıştır. Ama sevdiklerimizin hayatını kurtarmak söz konusu olunca durum değişiyor.. Her küçük detay birinin ve belki bizim kaderimizi değiştirecek kadar önemli. İyi veya kötü bir şekilde… Bilinmeyenin içine atılmaya herkesin cesareti olmaz. Ama o yolda bir adım attıktan sonra dürtüsel davranış, bizim kimliğimizin bir parçası haline gelir ve gerçeklerin arayışında kendimizi anı yaşamaktan geri çekeriz.
Çeviren: Maria Merve Amasyalı
We use cookies to analyze website traffic and optimize your website experience. By accepting our use of cookies, your data will be aggregated with all other user data.